
Marmara Bölgesi'nin en önemli sanayi ve kültür merkezlerinden biri olan Bursa, geçmişten günümüze coğrafi konumu nedeniyle pek çok büyük sarsıntıyla karşı karşıya kalmıştır. Bu felaketler arasında kentin hafızasına kazınan ve tarihi kayıtlara en yıkıcı afet olarak geçen olay, halk arasında Küçük Kıyamet olarak adlandırılan 1855 depremidir. Şehrin mimari çehresini, sosyal yapısını ve nüfus dengesini kökten sarsan bu büyük doğa olayı, geride bıraktığı devasa enkaz ve onarılamaz kayıplarla yüzyıllar geçse de unutulmayacak bir iz bırakmıştır.
Şubatta gelen ilk büyük sarsıntının detayları
Tarih yaprakları 28 Şubat 1855 yılını gösterdiğinde, akşam saat dokuz sularında Bursa çok büyük bir gürültüyle sallanmaya başladı. Dönemin teknolojik imkansızlıkları nedeniyle sismik aletlerle net bir ölçüm yapılamamış olsa da tarihçiler ve modern sismologlar bu sarsıntının tahmini olarak 7,5 büyüklüğünde olduğunu öngörmektedir. Merkez üssünün kentin batısında yer alan Mustafakemalpaşa ilçesi ve civarı olduğu düşünülen bu şiddetli deprem, insanların evlerinde istirahate çekildiği bir saatte yakaladığı için can kaybının katlanarak artmasına yol açmıştır.
Tarihi dokuda ve anıtsal yapılarda yaşanan yıkım
Kentin asırlık mimari mirası, 7,5 büyüklüğündeki bu muazzam güce karşı koymakta yetersiz kaldı. Şehir merkezindeki ahşap ve kerpiç evlerin yanı sıra Osmanlı İmparatorluğu döneminden kalan tarihi hanlar, hamamlar, medreseler ve camiler yerle bir oldu. Bu yıkımdan nasibini alan en önemli sembol yapı ise kentin göz bebeği konumundaki Ulu Cami oldu. Sarsıntının etkisiyle asırlık caminin yirmi kubbesi birden çökerek büyük bir enkaza dönüştü. Kentin silüetini oluşturan minareler ve surlar da bu depremle birlikte büyük oranda dayanıklılığını yitirdi.
Nisandaki ikinci darbe ve artçı şokların etkisi
Bursa halkı henüz şubat ayında yaşanan ilk şokun yaralarını sarmaya ve enkaz altından kurtulmaya çalışırken, kent yaklaşık bir buçuk ay sonra çok daha büyük bir dehşetle yeniden sarsıldı. 11 Nisan 1855 tarihinde bu kez merkez üssü Çekirge bölgesi olan ve tahmini büyüklüğü 7,0 olarak hesaplanan ikinci bir büyük deprem daha meydana geldi. İlk depremde hasar gören, çatlayan ve ayakta kalmayı başaran neredeyse tüm binalar bu ikinci büyük darbe ile tamamen yıkılarak yerle bir oldu.
Deprem sonrası ortaya çıkan yangınlar ve göç
İki büyük sarsıntının ardından kentte hayat tamamen durma noktasına geldi. Evlerdeki ocaklardan ve devrilen aydınlatma araçlarından sızan ateşler yüzünden şehrin pek çok mahallesinde devasa yangınlar baş gösterdi. Depremden kurtulmayı başaran vatandaşlar bu kez de günlerce süren ve kontrol altına alınamayan yangınlarla mücadele etmek zorunda kaldı. Şehirdeki barınma imkanlarının yok olması, temiz su kaynaklarının bozulması ve salgın hastalık riskinin belirmesi üzerine hayatta kalan nüfusun büyük bir kısmı çevre şehirlere göç etmek zorunda kaldı.
Bursa şehri, yaşadığı bu çifte felaketin ardından dönemin Osmanlı yönetimi tarafından başlatılan büyük bir seferberlikle yeniden inşa edilmiştir. İstanbul'dan gönderilen mimarlar ve ustalar, başta Ulu Cami olmak üzere zarar gören tüm tarihi eserleri aslına uygun şekilde onarmak için yıllarca çalışmıştır. Yaşanan bu Küçük Kıyamet, kentin mimari tarzını değiştirirken o dönemden sonra yapılan binalarda depreme karşı dayanıklılık unsurlarının daha fazla dikkate alınmasına zemin hazırlamıştır. Tarihin derinliklerinde kalan bu acı tecrübe, kentin coğrafi gerçekliğini hatırlatan en büyük ders olarak güncelliğini korumaktadır.