Dünyamız ve insanlık için tehlikeli bir dönemden geçiyoruz…

Yerküremiz için en büyük tehdit olarak üzerinde hemfikir olduğumuz küresel ısınmayı çözmek amacıyla top yekûn bir çaba içerisine girmişken savaş ahlakının bile bozulduğu bir dünyada nükleer silahların adının anıldığı tehlikeli bir döneme girdiğimiz artık açıkça görülüyor.

Haber Giriş Tarihi: 28.04.2026 12:41
Haber Güncellenme Tarihi: 28.04.2026 12:41

Geleceği gören ve bunu anlatmaya çalışanlar adeta Kassandra Sendromu yaşıyor. Kimseyi inandıramıyorlar. Sanki insanlık kendi sonunu hazırlamaya doğru ilerliyor.

Biz BUSİAD olarak, 48 yıllık deneyimin sağlamış olduğu uzgörü ve “umudun yittiği yerde yaşama da yer yoktur” anlayışıyla, her zaman seçeneklerin olduğu düşüncesini savunuruz. Bu çerçevede, Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” anlayışı ile hareket eden ve çevremizdeki yangına karşı itidalli yaklaşan ülkemiz yöneticilerinin yaklaşımını da takdirle karşılıyoruz. Yüzlerce yıllık komşumuz İran’a yönelik girişilen haksız saldırılara karşı olduğumuzu bizler de BUSİAD olarak beyan ediyoruz. İran’ın ve bölgemizdeki tüm ülkelerin sınırlarına karşı saygılı olan Türkiye’nin bu tutumunun komşularımız tarafından da örnek alınmasını dileriz.

Savaşın yeniden alevlenmemesini umarken, bu haksız ve tüm uluslararası kuralları hiçe sayan saldırıların, dünyada hukuksuzluğun kapısını aralamasından da endişeliyiz. ABD ve İsrail tarafından başlatılan girişimlerin, tüm dünya için olumsuz bir örnek temsil ettiği açıkken, bu durumun Batı ittifakı içinde de kırılmalar yarattığını da görüyoruz. Bu anlayış, aslında medeni dünyanın da sorgulanmasına neden olmaktadır. Umarız ki bu durum çok büyümeden doğru bir çizgiye gelir. İnsanlık; hep birlikte, huzurlu ve korunmuş bir dünya hedefine tekrar yönelir ve yolda attığı adımları heba etmez.

Türkiye için büyük fırsatlar var…

Türkiye olarak, bugünü ve geleceği doğru analiz ederek, tedbirler almamızın, iş birliklerimizi jeoekonomik değişimlere göre planlayıp, yeni seçenekleri doğru değerlendirmemizin gerekliliğine inanıyoruz.

Her şey durulduğunda, hazır olan seçeneklere göre Türkiye’nin bölgenin ve dünyanın parlayan yıldızı olacağını şimdiden görüyoruz. Türkiye konumu sayesinde bir üretim üssü olmaya da adaydır.

Dünya bir altüst oluş noktasındayken, Türkiye’nin sosyal, hukuksal ve ekonomik sıkıntılarını çözmesinin beklenenden daha uzun sürebileceğini de öngörüyoruz. Özellikle toplumsal güvenin sağlanamamasından dolayı bir türlü düşürülemeyen enflasyonun enerji ve hammadde girdilerinin yükselmesiyle zorlanacağı ortadadır. Bizler iş dünyası olarak bu gerçeğe göre kendimizi konumlandırmaya ve ayakta kalmaya çalışıyoruz. Beklentimiz istihdam, ihracat, vergi sağlayan üreticilere gerek regülasyonlarla gerekse finansa ulaşmada kolaylıklar sağlanmasıdır.

Gençler iş dünyamızın da geleceğidir…

İş dünyası olarak bir diğer beklentimiz ise eğitim sistemimize yöneliktir. Geçtiğimiz haftalarda yaşadığımız okul saldırılarıyla yüreğimizi dağlayan olayların, bir kez daha yaşanmaması için çocuklarımızın ve gençlerimizin içinde bulunduğu psikolojik ve sosyolojik durum, ebeveynleri de içine alacak şekilde toplumun tüm kesimleri tarafından masaya yatırılmalıdır. Çocuklar ve gençler hepimizin geleceğidir ve onlarla ölüm kelimesinin yan yana anılması hepimizin ayıbıdır.

Bu siyasi bir mesele değil “Milli” bir meseledir. Milli Eğitimin gereğini Anayasamıza ve Milli Eğitim Temel Kanunumuza uyarak sağlamalıyız. Çocuklarımızı ve gençlerimizi doğa ve insan sevgisine, üretime, akla, bilime, felsefi düşünceye, sorgulamaya, sanata, spora ve sosyal sorumluluk projelerine yöneltmeliyiz. Ekranlar karşısında, edilgen bir şekilde yaşayan, odalarından çıkmayan, sosyalleşmeyen ve şiddete meyleden gençlerimizi dönüştürmek biz tüm yetişkinlerin asli görevidir.

Bir diğer çekincemiz ise, gençlerimizin bu olaylar nedeniyle yurt dışına gitmek istemelerinde bir artışın olabileceğidir. Ciddi bir beyin göçü yaşanırken bunun önüne geçebilecek önemli adımlardan biri, gençlerimizin kendilerini özgürce ifade edebilecekleri bir iklimin hayal değil, gerçek bir seçenek olarak sunulması olacaktır.

Toplumsal güven ortamının sağlanması…

Biz iş insanları için üç temel unsurun varlığı çok önemlidir; Güven, İstikrar, Öngörülebilirlik. Öngörülebilirliği istikrar sağlar. İstikrar içinse güven şarttır. Bu üç unsur aslında sadece iş yaşamında değil toplumsal yaşamdaki tüm kesimler için de geçerlidir. Güven salt adalete güven olarak algılanmamalı tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ve kurumlarının birbirlerine karşı güvenleri olarak düşünülmeli ve toplumumuzdaki güven sarsıntısı acil telafi edilmelidir. Bir millet olmanın temel unsurları arasında yer alan başta adalete güven olmak üzere her konudaki güven hepimiz için olmazsa olmazdır. Güven tesisi için görevde liyakata olan toplumsal inanç da tam olmalıdır. Toplumsal güven ortamının sağlanması, ülkemize yönelik dış tehditlere karşı da birlikteliğin en güçlü harcıdır.

Bizler BUSİAD Yüksek Danışma Kurulu Üyeleri olarak, bu duygu ve düşüncelerle görüş ve önerilerimizi kamuoyunun bilgi ve değerlendirmesine sunuyoruz.

BUSİAD Yüksek Danışma Kurulu