
Ortaylı, Bursa'nın geçmişteki kimliği ile bugünkü yapılaşma arasında ciddi farklar oluştuğunu vurgulayarak acil planlama çağrısı yaptı.
"1963'te Bursa, büyükannenin evi gibiydi"
Ortaylı, 1963 yılının Eylül ayında yaptığı Bursa ziyaretini anlatarak şehrin o dönemki atmosferini şu sözlerle tasvir etti:
Bursa'nın temiz, ucuz ve gelenek kokan bir şehir olduğunu
Çekirge'den şehir merkezine yürüyüşlerin bile başlı başına bir deneyim sayıldığını
Uludağ'a çıkmanın büyük bir macera olarak görüldüğünü
Şehrin her mahallesinin ayrı bir renk ve çekicilik taşıdığını
Tarihçi, o yıllarda Türkiye'de gençlerin her şehirde konaklayabileceği imkânların bulunmadığını, Bursa'nın ise misafirperverliğiyle öne çıktığını belirtti.
"Bursa halkı misafirperver ve köklü bir kültüre sahipti"
Ortaylı paylaşımında, Bursa halkının yaşam kültürüne de dikkat çekerek, Türkçede 14. yüzyıldan kalan deyimlerin bile günlük hayatta kullanılabildiğini ifade etti. Ancak günümüzde bu kültürel dokunun, tıpkı İstanbul'da olduğu gibi yoğun göç ve nüfus artışıyla zayıfladığını vurguladı.
"Plansız yapılaşma şehrin havasını ve manzarasını bozuyor"
Bursa'nın fetih yıl dönümüne girilen bir dönemde şehrin geleceğine dair kaygılarını dile getiren Ortaylı, özellikle plansız yapılaşmaya sert eleştiriler yöneltti. İsteyenin istediği yere bina yapabilmesinin önüne geçilmesi gerektiğini belirten tarihçi, yüksek katlı ve uyumsuz yapıların:
Trafik sorununu artırdığını
Şehrin siluetini bozduğunu
Hava kalitesini olumsuz etkilediğini
ifade etti.
"Bursa'nın yarattıklarından geçiniyoruz"
Ortaylı, Bursa'nın tarihsel ve ekonomik mirasının Türkiye için büyük bir değer taşıdığını belirterek, bu mirasın korunmamasını "altın yumurtlayan tavuğu kesmek" benzetmesiyle eleştirdi. Şehrin kimliğini koruyacak kapsamlı bir planlamanın acil ihtiyaç olduğunu vurguladı.