
Küresel enerji piyasalarında Hürmüz Boğazı merkezli arz krizi derinleşirken, Brent petrolün yeniden 100 doların üzerine yerleşmesi, enerji ithalatına bağımlı ekonomiler açısından yeni bir maliyet baskısını gündeme taşıdı. Goldman Sachs ve Morgan Stanley’nin yukarı yönlü petrol senaryoları bu riskin geçici bir fiyat hareketinden ibaret görülmediğini ortaya koyuyor. Petrol fiyatlarındaki her kalıcı yükseliş yalnızca akaryakıt pompasına değil; sanayi, elektrik, lojistik, hammadde, ambalaj, ithal ara malı ve finansman maliyetlerine de zincirleme biçimde yansıyor. Analistlere göre küresel enerji şoku, Türkiye’de zayıflama sinyali veren reel sektör beklentileriyle birleşince, üretim cephesindeki kırılganlığı daha görünür hale getiriyor.
İSTİKRAR ANCAK EKİM'DE
Hürmüz kaynaklı enerji cephesindeki son tablo ise önümüzdeki dönem için bazı ipuçları barındırıyor. Goldman Sachs, 27 Nisan tarihli değerlendirmesinde Brent petrol için dördüncü çeyrek tahminini 80 dolardan 90 dolara çıkarırken; bankanın analizinde, Basra Körfezi kaynaklı üretim kaybının küresel stoklarda “aşırı” çekilmelere yol açtığı, Körfez ihracatındaki normalleşmenin haziran sonuna sarkabileceği belirtiliyor. Morgan Stanley cephesinde ise farklı ama aynı derecede sert bir fiyat patikası öne çıkıyor. Martijn Rats’ın da aralarında bulunduğu analistlerin önceki değerlendirmelerinde Brent için ikinci çeyrekte 110 dolar, üçüncü çeyrekte 100 dolar seviyesi korunmuştu. Banka ise Hürmüz üzerinden sevkiyatların nisan ayında düşük kalacağını, mayıs-temmuz arasında kaybedilen hacmin yaklaşık yüzde 70’inin geri gelebileceğini ve istikrarın ancak ekim ayına doğru sağlanabileceğini öngörüyor.
ENERJİ MALİYETİ KATLANIYOR
Türkiye açısından bu tablo doğrudan enerji faturasının kabarması anlamına geliyor. Petrol fiyatındaki her 1 dolarlık artış Türkiye’nin enerji maliyetine yaklaşık 400 milyon dolar eklerken, Hürmüz krizi Türkiye için yalnızca petrol fiyatı başlığı olmaktan çıkıyor; akaryakıttan lojistiğe, elektrik üretiminden petrokimyaya, gübreden ambalaja, gıdadan ihracat taşımacılığına kadar uzanan geniş bir maliyet zincirini tetikleyen yapısal bir baskı unsuruna dönüşüyor.
TÜKETİCİ ENFLASYONUNU ARTIRIYOR
Kurumsal İktisat Uzmanı Gülsev Duran ise ekonomide son haftalarda ortaya çıkan tablonun, yalnızca savaşın yarattığı dış baskılarla değil, içeride bir süredir uygulanan politika setinin sınırlarıyla birlikte okunması gerektiğini söylüyor. Duran, akaryakıt fiyatlarının yalnızca araç sahiplerinin maliyetini değil, taşımacılık üzerinden gıda ve temel tüketim ürünlerinin raf fiyatını da etkilediğini belirtirken, "Enerji maliyetleri üretici fiyatlarına, üretici fiyatları ise zaman içinde tüketici enflasyonuna taşınıyor. Önümüzdeki haftalarda Hürmüz’de akışın ne kadar hızlı normale döneceği, petrolün 100 dolar üzerinde kalıp kalmayacağı ve enerji maliyetinin fiyatlara ne ölçüde yansıyacağı, yalnızca piyasaların değil, Türkiye’de üretimin, enflasyonun ve hane bütçelerinin de ana belirleyicisi olacak" diyor.
DOĞALGAZ SIKINTISI OLMAYACAK
Öte yandan akaryakıtta yaşanan küresel fiyat baskısına rağmen, Türkiye’nin yüksek hidroelektrik kapasitesi ve 2026’daki yağışlı tablo enerji sistemi açısından önemli bir denge unsuru oluşturuyor. Enerji Analisti Bahadır Sercan Gümüş’e göre bu tablo, özellikle doğalgaz arzı ve elektrik üretimi tarafında Türkiye’ye belli bir esneklik kazandırmış durumda. Enerji Bakanlığı verilerine göre barajlardaki doluluk oranı yüzde 71 seviyesinde bulunurken, Türkiye’nin yeraltı doğalgaz depolama kapasitesi de 4,2 milyar metreküpe ulaşmış vaziyette. Gümüş'e göre İran kaynaklı olası bir kesinti mevcut koşullarda sistemi sarsacak ölçüde bir kriz üretmeyecek. Uzmanlar da kısa vadede İran gazı nedeniyle büyük bir arz krizi beklenmediğini, ancak orta ve uzun vadede enerji güvenliğinin ana eksenini daha fazla güneş, daha fazla rüzgar, daha fazla depolama ve daha düşük fosil bağımlılığının oluşturacağını belirtiyorlar.