
ABD ile İran arasında yürütülen temaslardan gelen çelişkili açıklamalar, bir yandan diplomasi ihtimalini canlı tutarken diğer yandan çatışmanın daha geniş bir alana yayılabileceği endişesini güçlendiriyor. Belirsizlik ortamı ise Türk ekonomisi açısından ciddi riskler anlamına geliyor. Savaş nedeniyle Türk lirasını korumak amacıyla piyasaya yapılan yoğun döviz satışları, Merkez Bankası’nın rezervlerinde düşüşe yol açarken, aynı dönemde altın fiyatlarında yaşanan dalgalanmalar da rezerv kompozisyonunu doğrudan etkilemiş vaziyette. 2 Mart’tan bu yana gerçekleştirilen döviz satışlarının toplamı 33.7 milyar dolara ulaşırken, bu müdahalelerin bilanço üzerindeki etkisi daha görünür hale geldiği belirtiliyor.
Bürümcekçi’ye göre tablo, yalnızca fiyat etkisiyle sınırlı değil; aynı zamanda Merkez Bankası’nın piyasalara yaptığı doğrudan müdahalelerin de güçlü bir göstergesi.REZERVLER DÜŞTÜ
Ekonomist Haluk Bürümcekçi’nin hesaplamalarına göre, Mart sonu itibarıyla toplam rezervler 161.1 milyar dolara gerilemiş durumda. Bürümcekçi, ayrıca net uluslararası rezervin 41.6 milyar dolar seviyesine indiğini, swaplar hariç net rezervlerin ise yalnızca birkaç gün içinde 15.4 milyar dolar düşerek 28 milyar dolara kadar çekildiğini vurguluyor. Aynı dönemde altın fiyatlarındaki hareketlerin de rezervlere doğrudan yansıdığı anlaşılıyor. 19 Mart tarihinden bugüne uzanan süreçte altın fiyatlarındaki dalgalanmaların net uluslararası rezerv üzerinde yaklaşık 8.1 milyar dolarlık aşağı yönlü etki yarattığı hesaplanıyor.
"MAKUL BİR ADIM"
Tam da bu noktada Merkez Bankası eski Başekonomisti Hakan Kara’nın değerlendirmesi, mevcut tabloyu anlamak açısından dikkat çekici bir çerçeve sunuyor. Kara’ya göre Merkez Bankası’nın altın rezervinin bir kısmını kullanması “makul” bir adım. Bunun en temel nedeni ise Türkiye’de rezervler içinde altının payının dünya ortalamasının belirgin şekilde üzerinde olması.
"FAİZ KAZANDI"
Ekonomist Emre Alkin ise altın fiyatlarındaki kırılmayı analiz ederken, şu saptamayı gündeme taşıyor: “Eskiden savaş çıktığında yatırımcı altına kaçardı. Bugün ise aynı yatırımcı önce şu soruyu soruyor: ‘Faiz kaç?’ Eğer faiz yüksekse, altın ikinci plana düşüyor. Dünya değişti, dolayısıyla altının rolü de değişti. İran savaşında da tam olarak bu oldu; savaş fiyatı yukarı çekti, ancak yüksek faiz ve güçlü dolar altın üzerinde ciddi bir baskı yarattı. Bu iki güç çarpıştı ve kısa vadede faiz kazandı. JPMorgan 6 bin doların üzerini, Goldman Sachs ve Citi 5 bin dolar üstünde kalıcılığı mümkün görüyor. Mevcut fiyat aralığı bir zayıflık değil, yeni bir denge arayışı olabilir."
Hürmüz Boğazı’nda olası bir aksama veya İran’ın enerji altyapısına yönelik saldırılar, petrol fiyatlarında çok daha sert bir yükselişi tetikleyebilir.DÖVİZ TALEBİNDE ARTIŞ
Petrol fiyatları ise denklemin merkezinde yer alıyor. Brent petrolün varil fiyatının 100 doların üzerine yerleşmesi, sadece enerji piyasasını değil, enflasyon beklentilerini de doğrudan yukarı çekiyor. Kurumsal İktisat Uzmanı Gülsev Duran ise savaşın neden olduğu tabloya dikkat çekerken, haberglobal.com.tr'ye şunları söyledi: "Rezervlerde yaşanan erime, yalnızca teknik bir bilanço meselesi değil; aynı zamanda dış finansman ihtiyacı, cari açık, enerji fiyatları ve sermaye hareketleri gibi birçok başlığın kesişim noktasında yer alıyor. ABD-İran gerilimiyle birlikte yükselen petrol fiyatları, Türkiye’nin enerji faturasını artırırken, bu durum doğrudan döviz talebini yukarı çekiyor. Artan döviz talebi ise kur üzerinde baskı yaratıyor ve Merkez Bankası’nı daha fazla müdahaleye zorluyor."
"YAPISAL ADIM ŞART"
Duran, yapısal adımların önemine de dikkat çekerken, "Kısa vadede altın rezervlerinin devreye alınması, bu baskıyı bir miktar hafifletebilir. Ancak orta ve uzun vadede daha kalıcı çözümlere ihtiyaç olduğu açık. Rezervlerin güçlendirilmesi, dış finansman girişlerinin artırılması ve enerji bağımlılığının azaltılması gibi yapısal adımlar, bu sürecin sürdürülebilirliği açısından belirleyici olacak" uyarısında bulundu.