AB'nin savunma planında Türkiye! Türk varlığı mı Türk gücü mü?

Avrupa Parlamentosu Güvenlik ve Savunma Komitesi’nin "Ufuk Avrupa" programında Türkiye ile ilgili savunma, güvenlik teknolojileri gibi alanlarda tartışmalar yaşanıyor. Ancak bilim, sağlık, dijital teknoloji, iklim ve sivil araştırma alanlarında programa katılım devam ediyor. Bu gelişme "kısıtlama" tartışmalarına neden olurken uluslararası savunma medyasında bu durum, "En büyük paradoks Avrupa'nın, Türk varlığını değil, Türk gücünü istemesi" şeklinde yorumlanıyor.

Haber Giriş Tarihi: 27.04.2026 09:35
Haber Güncellenme Tarihi: 27.04.2026 09:35

Avrupa Parlamentosu Güvenlik ve Savunma Komitesi’nin (SEDE) aldığı son karar, Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin savunma ve güvenlik mimarisindeki rolü üzerine yeni bir tartışmayı yeniden gündeme taşıdı. 29’a karşı 5 oyla kabul edilen değişiklik, Türkiye’nin 2028-2034 döneminde yürürlüğe girecek "Ufuk Avrupa" programının savunma bileşenlerine katılımını sınırlandırmayı hedefliyor. Karar teknik olarak Türkiye’nin programdan tamamen dışlanması anlamına gelmiyor. Düzenleme, yalnızca savunma, güvenlik ve çift kullanımlı teknolojiler gibi stratejik alanlarda Türkiye’nin gelecekteki projelere erişimini kısıtlıyor. Buna karşılık Türkiye’nin bilim, sağlık, dijital teknoloji, iklim ve sivil araştırma gibi alanlarda programa katılımı devam ediyor. Defance 24'te yer verilen analizde, "Avrupa, Türk varlığını değil, Türk gücünü istiyor" değerlendirmesi dikkat çekiyor. Avrupa'nın savunma konusunda Türkiye'nin artan gücüne ihtiyacı olmasına rağmen siyasi olarak sınırlamaya çalışması bir paradoks olarak niteleniyor.

DERİN AYRIŞMA!

Söz konusu değerlendirmede Brüksel’deki bu adımın, aslında Avrupa’nın Türkiye’ye bakışındaki derin ayrışmayı da ortaya koyduğu belirtiliyor. Bir kesim Ankara’yı NATO içinde önemli bir ortak ve Avrupa güvenliği için vazgeçilmez bir aktör olarak görürken, diğer bir kesim Türkiye’yi özellikle savunma ve güvenlik gibi hassas alanlarda sınırlanması gereken bir ülke olarak değerlendiriyor. Bu ayrışma, AB içinde Türkiye politikasının ortak bir zeminde buluşmakta zorlandığını da gösteriyor.

YENİ GÜVENLİK MİMARİSİ

Uluslararası yayında Natalia Potera imzasıyla yayımlanan analize göre kararın arka planında ise Avrupa Birliği’nin son yıllarda hız kazanan “stratejik özerklik” arayışı bulunuyor. Rusya-Ukrayna savaşı, ABD’nin Avrupa güvenliğine dair uzun vadeli taahhütlerinin sorgulanması ve Avrupa’nın kendi savunma kapasitesini güçlendirme isteği, Brüksel’i yeni bir güvenlik mimarisi oluşturmaya yöneltti. Bu süreçte savunma teknolojileri, yapay zeka, siber güvenlik ve uzay gibi alanlar yalnızca bilimsel işbirliği değil, doğrudan stratejik rekabet alanı haline geldi.

RUM VE YUNAN BASKISI

Bu durum üçüncü ülkelerin bu programlara katılımını siyasi bir meseleye dönüştürürken Türkiye gibi AB üyesi olmayan ancak NATO içinde yer alan ülkelerin konumu ise daha tartışmalı bir hale geldi. Türkiye bir yandan Avrupa’nın askeri ve endüstriyel kapasitesine katkı sunan bir ortak olarak görülürken diğer yandan özellikle Kıbrıs Rum ve Yunan basıncının etkisiyle "mesafeli yaklaşım gören" bir aktör olarak değerlendiriliyor.

TÜRKİYE'NİN GÜCÜ

Türkiye, NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip olması ve savunma sanayisindeki hızlı yükselişiyle Avrupa güvenlik denkleminde kritik bir konumda bulunmaya devam ediyor. Son yıllarda Türk savunma sanayisinin insansız hava araçları, füze sistemleri ve deniz platformları gibi alanlarda elde ettiği başarılar, Avrupa’da hem ilgi hem de tartışma konusu olmuş durumda. Bazı AB ülkeleri Türkiye ile daha pragmatik işbirliklerini savunurken, bazıları siyasi gerilimler nedeniyle daha temkinli bir yaklaşım benimsiyor.

KARAR NİHAİ DEĞİL

Öte yandan alınan kararın nihai bir yasa niteliği taşımadığı, Avrupa Parlamentosu’nun genel süreci içinde bir aşama olduğu da vurgulanıyor. Ancak değerlendirmeye göre bu tür oylamalar, AB’nin uzun vadeli siyasi yönelimi hakkında güçlü sinyaller olarak görülüyor. Söz konusu yazıda sürecin ilerleyen aşamalarında Avrupa Komisyonu ve üye devletlerin tutumunun belirleyici olacağı ifade ediliyor.

"EN BÜYÜK PARADOKS!"

"En büyük paradoks Avrupa'nın, Türk varlığını değil, Türk gücünü istemesi" denilen değerlendirmede şunlar kaydediliyor:

"Avrupa'da stratejik özerklik konusundaki tartışma henüz tam olarak çözüme kavuşmadı. Stratejik özerklik, sadece bütçeleri artırmak ve yeni araçlar yaratmaktan daha fazlasını ifade eder. Aynı zamanda Avrupa'nın gelecekteki gücünü kimlerle inşa etmek istediği sorusuna da cevap vermeyi gerektirir. Cevap tamamen siyasi açıdan sorunsuz ortaklarla sınırlıysa, AB'nin manevra alanı liderlerinin öne sürdüğünden çok daha dar olabilir. Bununla birlikte, Avrupa öncelikle güvenlik çıkarlarıyla yönlendirilecekse, operasyonel modeliyle tam olarak uyumlu olmayan, ancak vazgeçilmez olan zorlu ortaklarla işbirliği yapmayı öğrenmek zorunda kalacaktır."