Çocuklarda hipertansiyon artıyor: Obezite ve hareketsiz yaşam başlıca neden

Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesi Çocuk Nefroloji Kliniği Eğitim ve İdari Sorumlusu Prof. Dr. Demet Alaygut: - "Çocukluk çağı hipertansiyonu son yıllarda belirgin şekilde artmıştır. Bunun en önemli nedeni çocukluk çağı obezitesindeki artıştır. Hareketsiz yaşam ve obezite çocuklarda hipertansiyonu artırıyor" - "Çocuklarda hipertansiyon erişkinlere göre daha sinsi seyrediyor. Baş ağrısı, halsizlik, dikkat azalması, çabuk yorulma, burun kanaması ya da görme bulanıklığı gibi belirtiler görülebilse de birçok çocukta hiçbir belirti olmayabilir. Bu nedenle rutin çocuk hekimliği kontrollerinde tansiyon ölçümü ihmal edilmemeli"

Haber Giriş Tarihi: 17.05.2026 11:26
Haber Güncellenme Tarihi: 17.05.2026 11:26

İstanbul Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesi Çocuk Nefroloji Kliniği Eğitim ve İdari Sorumlusu Prof. Dr. Demet Alaygut, çocukluk çağı hipertansiyonunun son yıllarda belirgin şekilde arttığını, bunun en önemli nedenlerinin obezite ve hareketsiz yaşam olduğunu belirtti.

Alaygut, Dünya Hipertansiyon Günü dolayısıyla AA muhabirine yaptığı açıklamada, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünyada yaklaşık 1,3 milyar kişinin hipertansiyon ile yaşadığını, bu sayının her geçen yıl arttığını aktardı.

Hipertansiyonun "sessiz katil" olarak tanımlandığını kaydeden Alaygut, "Pek çok kişi tansiyonunun yüksek olduğunu ancak kalp krizi, inme ya da böbrek hastalığı geliştiğinde öğrenmektedir. Bazı hastalarda baş ağrısı, baş dönmesi, çarpıntı, nefes darlığı, burun kanaması ya da halsizlik görülebilse de çoğu zaman belirti olmayabilir. Bu nedenle düzenli tansiyon ölçümü hayati önem taşımaktadır." diye konuştu.

Prof. Dr. Alaygut Türkiye'de de hipertansiyon sıklığının yükseldiğine, özellikle obezite, hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme ve yüksek tuz tüketimi nedeniyle hastalığın daha genç yaş gruplarında da görülmeye başladığına işaret etti.

Son yıllarda çocukluk çağı hipertansiyonundaki artışın dikkat çekici boyutlara ulaştığını dile getiren Alaygut, "Hipertansiyonun gelişiminde genetik yatkınlık önemli olmakla birlikte modern yaşam alışkanlıkları en büyük risk faktörleri arasında yer almaktadır. Özellikle aşırı tuz tüketimi, obezite, fiziksel hareketsizlik, sigara kullanımı, aşırı alkol tüketimi, kronik stres, düzensiz uyku ve sağlıksız beslenme tansiyon yüksekliğini belirgin şekilde artırmaktadır." dedi.

"Hazır gıdaların tüketiminin artmasıyla hipertansiyon daha erken yaşlarda görülmektedir"

Alaygut, obezite ile hipertansiyon arasında çok güçlü bir ilişki bulunduğunu, fazla kilonun damar yapısında bozulmaya ve kalbin daha fazla çalışmasına neden olduğunu söyledi.

Fazla kilonun aynı zamanda insülin direnci ve hormonal değişiklikler üzerinden tansiyonu yükselttiğini belirten Alaygut, "Özellikle yüksek kalorili hazır gıdaların tüketiminin artması ve günlük fiziksel aktivitenin azalması nedeniyle hipertansiyon artık daha erken yaşlarda görülmektedir. Çocukların ekran başında daha fazla vakit geçirmesi, açık hava aktivitelerinin azalması ve işlenmiş gıda tüketiminin artması bu tabloyu daha da ağırlaştırmaktadır." ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin dünyada tuz tüketiminin en yüksek olduğu ülkeler arasında yer aldığına dikkati çeken Alaygut, Dünya Sağlık Örgütü'nün günlük tuz tüketiminin 5 gramın altında olmasını önerdiğini aktardı.

Prof. Dr. Alaygut, Türkiye'de günlük tüketimin bunun yaklaşık iki katına ulaşabildiğini, aşırı tuz tüketiminin vücutta su tutulmasına neden olarak damar içi basıncı artırdığını ve tansiyon yüksekliğine yol açtığını, özellikle işlenmiş gıdalar, hazır çorbalar, paketli ürünler ve salamura yiyeceklerin gizli tuz kaynakları olduğunu ifade etti.

"Çocuklarda tansiyon ölçümü 3 yaşından itibaren rutin muayenelerin parçası olmalı"

Tedavi edilmeyen hipertansiyonun zaman içinde kalp, beyin, böbrek ve damar sistemi üzerinde ciddi hasarlara neden olabileceğini belirten Alaygut, kalp krizi, kalp yetersizliği, felç, böbrek yetmezliği, görme kaybı ve damar sertliğinin hipertansiyonun en korkulan sonuçları arasında yer aldığını söyledi.

Alaygut, çocuklarda ise uzun dönemde kalp kasında kalınlaşma, damar yapısında bozulma ve erişkin yaşta erken kardiyovasküler hastalık riskinde artış görülebildiğini kaydetti.

Düzenli tansiyon ölçümünün büyük önem taşıdığını vurgulayan Alaygut, "Erişkin bireylerin yılda en az bir kez tansiyonlarını ölçtürmeleri önerilmektedir. Risk faktörü bulunan kişilerde ise bu kontroller daha sık yapılmalıdır. Çocuklarda tansiyon ölçümü genellikle 3 yaşından itibaren rutin muayenelerin bir parçası olmalıdır." önerilerinde bulundu.

Prof. Dr. Alaygut, prematüre doğum öyküsü, böbrek hastalığı, obezite ya da kalp hastalığı bulunan çocuklarda daha erken yaşlarda tansiyon takibi gerekebileceğini belirtti.

Hipertansiyondan korunmanın temelinde sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yer aldığını dile getiren Alaygut, tuz tüketiminin azaltılması, düzenli fiziksel aktivite yapılması, ideal kilonun korunması, sebze ve meyve ağırlıklı beslenme ile sigara ve alkolden uzak durulmasının büyük önem taşıdığını vurguladı.

Alaygut, Dünya Sağlık Örgütü'nün 2020 fiziksel aktivite rehberine göre, erişkinler için haftada en az 150-300 dakika orta şiddette aerobik egzersiz veya 75-150 dakika yüksek şiddette aerobik aktivite yapılmasının hem tansiyon kontrolü hem de genel kalp damar sağlığı açısından koruyucu olduğunu bildirdi.

"Çocuklarda hipertansiyon erişkinlere göre daha sinsi seyrediyor"

Modern yaşamın önemli sorunlarından biri olan stres ve uyku düzensizliğinin tansiyon üzerinde doğrudan etkili olduğuna dikkati çeken Alaygut, kronik stres sırasında salgılanan hormonların damar yapısını etkileyerek tansiyonu yükseltebildiğine işaret etti.

Yetersiz uyku, geç saatlere kadar ekran maruziyeti ve yoğun teknoloji kullanımının hem erişkinlerde hem çocuklarda tansiyon regülasyonunu olumsuz etkileyebildiğini anlatan Alaygut, "Çocukluk çağı hipertansiyonu son yıllarda belirgin şekilde artmıştır. Bunun en önemli nedeni çocukluk çağı obezitesindeki artıştır. Hareketsiz yaşam ve obezite çocuklarda hipertansiyonu artırıyor." dedi.

Prof. Dr. Alaygut, hazır gıda tüketiminin yaygınlaşması ile yüksek tuz ve yüksek kalorili beslenme alışkanlıklarının çocukların damar sağlığını olumsuz etkilediğini vurgulayarak, şöyle devam etti:

"Gazlı içecekler, cipsler, işlenmiş et ürünleri ve işlenmiş gıdalarla beslenme tarzı çocuklarda erken yaşta hipertansiyon gelişimine zemin hazırlamaktadır. Çocuklarda hipertansiyon erişkinlere göre daha sinsi seyrediyor. Baş ağrısı, halsizlik, dikkat azalması, çabuk yorulma, burun kanaması ya da görme bulanıklığı gibi belirtiler görülebilse de birçok çocukta hiçbir belirti olmayabilir. Bu nedenle rutin çocuk hekimliği kontrollerinde tansiyon ölçümünün ihmal edilmemeli."

Alaygut, çocukların hipertansiyondan korunmasında ailelere ve okullara önemli görevler düştüğünü dile getirerek, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının erken yaşta kazandırılması, okul kantinlerinde sağlıklı seçeneklerin artırılması, çocukların günlük fiziksel aktiviteye teşvik edilmesi ve ekran sürelerinin sınırlandırılmasının büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.