
Hayvanlarla nasıl iletişim kurulabileceğine dair bilimsel araştırmalara ödül veren Coller Dolittle Yarışması'nın ilk kazananı geçtiğimiz yıl belirlendi.
Yunusların çıkardığı ve ıslığa benzeyen bazı seslerin insan kelimelerine benzer şekilde işlev görebileceğini keşfeden ABD'li ekip ödülün sahibi oldu.
Hayvanlarla konuşmak önceleri yalnızca kitaplarda ve filmlerde karşımıza çıkan bir şeydi. Acaba hala bir hayal mi yoksa çok yakında gerçek mi olacak?
Peki, yapay zeka burada bize nasıl yardımcı olabilir?
Yeni sesler
Teknoloji insan iletişimi hakkındaki bilgimizi genişletti. Özel mikrofonlar artık yarasaların çıkardığı ultrasonik sesler gibi insan kulağının duyamayacağı sesleri kayıt altına almamızı sağlayabiliyor.
University Collage London'da ekoloji ve biyoçeşitlilik alanında çalışan Kate Jones, insan kulağının 20 kHz'e kadar sesleri duyabildiğini, bazı yarasaların ise "212 kHz'e kadar" ses çıkarabildiğini söylüyor.
BBC'ye konuşan Jones, "Bir memeli hayvan sesi nasıl kullanıyorsa, onlar da sesi öyle kullanıyor. Birbirlerine üzgün olduklarını, korktuklarını söylemek ya da çiftleşme çağrısı olarak kullanıyorlar" diyor.
İnsanlar kendi duyularımızın algılayabildiği neyse o sınırlar içinde olmaya alışık. Ancak yeni teknolojiler bizi bunun ötesine taşıyabilir.
Jones "Bu doğa ve algı hakkındaki fikirlerimizi de değiştiriyor. Çünkü çok daha fazlasının olabileceğini biliyorum" diyor.
Teknoloji ayrıca fillerin çıkardıkları sesler gibi insanların duyamayacağı kadar düşük frekanstaki seslerin de algılanmasını sağlıyor.
1980'lerin ortalarında biyolog Katy Payne ABD'nin Portland şehrindeki bir hayvanat bahçesini ziyaret etti ve fillerin yanındayken garip bir his duydu.
Payne, BBC'ye 2013'te yaşadıklarını, "Orada pek çok harika sosyal davranış gözlemledim ve yavaş yavaş ben de havada garip, titreşim gibi bir şey hissettiğimi fark ettim" sözleriyle anlatıyor.
Payne, kayıt aletlerini kullanarak fillerin düşük infrasound aralığında sesler çıkarttıklarını fark etti. Bu keşif fillerin nasıl iletişim kurduğunu anlamak adına devrim niteliğindeydi.
Daha sonra ise Payne, Afrika'daki orman fillerinin hayatlarını kayıt altına almak için Elephant Listening Project (Fil Dinleme Projesi) isimli oluşumun kurucularından biri oldu.
Bilim insanları, bu projenin ABD'deki Cornell Üniversitesi'nde bulunan veri tabanını bugün bile kullanmaya devam ediyor ve şimdi de bu veri tabanını yapay zekanın gücüyle birleştiriyorlar.
Gerçek zamanlı işlemci
University College London ile işbirliği yapan araştırmacı Alastair Pickering, fillerin çıkardıkları sesleri yaş, cinsiyet, davranış ve hatta duygusal durum gibi kriterlerle etiketlendirdi. Bu etiketlerle oluşturulan veri tabanı yapay zeka algoritmasını eğitmek için kullanıldı.
Pickering, "Ses kaydını inceliyoruz ve örneğin 'görüntünün bu kısmında stres altında bir erkek fil var' diyoruz. Yapay zeka, daha sonra bu görüntüleri etiketlerle ilişkilendirmeyi öğreniyor" diye anlatıyor.
Pickering, yapay zeka ile birlikte fillerin seslerinin gerçek zamanlı bir şekilde analiz için kullanılabildiğini söylüyor.
Bunun da örneğin fillerin köylere ve kasabalara giderek ekinlere zarar verdiği olaylardaki artışı tahmin etmemize yardımcı olabileceğini söylüyor.
"Henüz bunu yapmıyor ancak bir gün stres, yüksek duygusal uyarılma gibi halleri işaret eden sesleri fark edebilir ve böylece de bu durumu fil istilasının işareti olarak yorumlayabiliriz" diyor.
Ancak yapay zeka araçları da kusursuz değil, doğru veri üretebilmek için insanların kontrol etmesi gerekebiliyor.
Pickering, "Bu akustik kayıt cihazlarından birini kurduysanız, bu cihazlar arka planda öten kuşlar, yağmur damlaları gibi her türlü sesi kaydediyor" diyor.
Araç hangi sesin önemli olduğunu bilemeyebilir. Bir kuş fillerle aynı anda ses çıkarıyorsa, araç istemeden kuş sesini fil sesiyle ilişkilendirebilir.
"Yani doğru sonuca ulaşması için bu araca bir insanın yardım etmesi gerekir" diye konuşuyor.
Hayvan çevirmeni
Jones, yapay zekanın fillerin davranışlarını anlamamıza ve tahmin etmemize yardımcı olmanın yanı sıra, yarasaların seslerine bakarak türlerini belirlemek için de kullanılabileceğini söylüyor.
Jones "Yapay zekayı aradaki farkı ayırt edebilecek şekilde eğitiyorsunuz" diyor ve ekliyor:
"Bu Siri'yi kendi sesinizi tanıyacak şekilde eğitmeye benziyor. Yani bu algoritmaları yarasa türlerini ayırt edebilecek şekilde eğitiyoruz."
Yapay zeka, tıklama sesleriyle iletişim kuran ispermeçet balinalarının dilini çözmek konusunda da ümit vadediyor.
New York Şehir Üniversitesi'nden biyoloji profesörü David Gruber aynı zamanda Balina Çevirmenliği Girişimi'nin (Cetacean Translation Initiative, Ceti) de kurucusu.
Gruber, tıpkı insan dilleri için tasarlanmış çeviri programları gibi, yapay zeka araçlarını kullanarak balinaların çıkardıkları tıklama seslerindeki yapısal özellikleri incelemiş. Balinaların bir sonraki tıklama seslerini tahmin etme konusunda başarılı sonuçlar elde etmişler.
Gruber de "Kullanmaya başladığımız çok fazla yeni teknoloji var" diyor.
"Bence balinaların iletişim sistemleriyle ilgili gittikçe daha fazla unsur öğrendiğimiz oldukça heyecan verici bir döneme giriyoruz."
Nihai amaçları herhangi bir iletişim sistemini çözebilecek bir çevirmen geliştirmek.
"Bunun için yeni araçlar ve yeni yaklaşımlara ihtiyaç olacak. Bu ayrıca türler arasında da uygulanabilir olacak. Hatta başka galaksilerde yaşamlarla karşılaşmamız durumunda bile kullanılabilir" diyor Gruber.
'Yunusça' öğrenmek
Bu araçların hayvanlarla iki taraflı iletişim kurmamıza yardımcı olup olmayacağı ayrı bir konu.
Ceti projesine geldiğinde Gruber amaçlarının balinalarla konuşmak değil, dinlemek olduğunu söylüyor.
"Bir bakıma teknelerin çıkardığı sesler üzerinden balinalarla zaten konuşuyorduk" diyor Gruber.
"Yeterince gürültü yaptık. Şimdiki proje olabildiğince anonim kalarak yalnızca seslerini çevirmek."
St. Andrews Üniversitesi'nden yunus araştırmacısı Prof. Vincent Janik, ilk Coller Dolitle Yarışması'nı kazanan ekibin parçası olarak, hayvanlarla iletişim kurmayı vaat eden teknolojilere karşı uyarıyor.
Janik, öncelikle hayvanlarla gerçekten konuşabiliyor olsaydık onlara ne söyleyeceğimizi düşünmemiz gerektiğini söylüyor.
Janik'e göre "yunusça" öğrenmeyi, yabancı bir dil öğrenmeye çalışmakla aynı şekilde düşünmememiz gerekiyor:
"Hayvanlarda bizim duyusal yapımız yok, aynı biyolojiye sahip değiliz, dolayısıyla bir iletişim kuruyorlarsa, bu farklı olacaktır."