AB'de Orta Doğu krizi gölgesinde dış politikanın yönü tartışılıyor
AB'de Orta Doğu krizi gölgesinde dış politikanın yönü tartışılıyor
Orta Doğu'da kriz derinleşirken, Brüksel'den yapılan açıklamalar uluslararası hukuk ve çok taraflılığa dayalı geleneksel yaklaşım ile daha pragmatik ve çıkar odaklı jeopolitik strateji arasında nasıl bir denge kurulacağı tartışmalarına neden oldu.
Haber Giriş Tarihi: 12.03.2026 12:30
Haber Güncellenme Tarihi: 12.03.2026 12:31
Kaynak:
Bursada Bugün
Orta Doğu'da kriz derinleşirken, Brüksel'den son günlerde yapılan açıklamalar uluslararası hukuk ve çok taraflılığa dayalı geleneksel yaklaşım ile daha pragmatik ve çıkar odaklı jeopolitik strateji arasında nasıl bir denge kurulacağı tartışmalarına neden oldu.
Avrupa Birliği'nde (AB) küresel krizler karşısında nasıl bir dış politika izlenmesi gerektiğine ilişkin tartışmalar son haftalarda yeniden alevlendi.
Ukrayna savaşının ardından Orta Doğu'da İran merkezli gerilimin tırmanması, AB'nin uluslararası sistemde nasıl bir rol oynaması gerektiğine dair farklı yaklaşımları daha görünür hale getirdi.
Brüksel'deki son açıklamalar, Birliğin dış politika vizyonunda "değer temelli yaklaşım" ile "çıkar odaklı jeopolitik strateji" arasında giderek belirginleşen bir tartışmaya işaret ediyor.
Tartışmanın merkezinde AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in son günlerdeki açıklamaları bulunuyor.
Von der Leyen, 9 Mart'ta AB büyükelçilerine hitaben yaptığı konuşmada dünyanın giderek daha kaotik ve güç siyasetine dayalı bir yapıya dönüştüğünü belirterek, Avrupa'nın dış politikasında daha "gerçekçi ve çıkar odaklı" bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini savundu.
Avrupa'nın artık "eski dünya düzeninin koruyucusu olamayacağını" ifade eden von der Leyen, Birliğin yalnızca kurallara dayalı uluslararası sistemin kendisini koruyacağı varsayımıyla hareket edemeyeceğini dile getirdi.
Bu sözler Brüksel'de hem diplomatik çevrelerde hem de Avrupa Parlamentosunda (AP) tartışma yarattı.
Eleştiren kesim, von der Leyen'in açıklamalarının AB'nin uzun yıllardır savunduğu kurallara dayalı uluslararası düzen anlayışından uzaklaşma riski taşıdığını vurguladı.
En dikkat çekici eleştiri, von der Leyen'in yardımcılarından Teresa Ribera'dan geldi.
AB Komisyonunun Temiz, Adil ve Rekabetçi Geçişten Sorumlu Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ribera, von der Leyen'in sözlerinin "belki de en uygun şekilde ifade edilmediğini" belirterek, AB'nin uluslararası hukuku savunmaya devam etmesi gerektiğini söyledi.
Von der Leyen, AP Genel Kurulunda dün yaptığı konuşmada eleştirilere yanıt niteliğinde ifadeler kullandı.
AB'nin kurulduğu günden bu yana bir "barış projesi" olduğunu hatırlatan Komisyon Başkanı, Birliğin uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler Şartı'na bağlılığının değişmediğini ifade etti.
"Kurallara dayalı uluslararası düzeni her zaman savunacağız." diyen von der Leyen, dünyanın gerçeklerini kabul etmenin Avrupa'nın değerlerinden vazgeçmesi anlamına gelmediğini kaydetti.
Ardından söz alan Sosyal Demokratlar, Liberaller ve Yeşiller gibi bazı siyasi gruplardan temsilciler ise AB'nin uluslararası hukuk ve çok taraflılık temelinde şekillenen dış politika geleneğini koruması gerektiğini dile getirdi.
Costa'nın çizgisi
Bu tablo içerisinde AB Konseyi Başkanı Antonio Costa'nın söyleminin ise von der Leyen'den net şekilde ayrıldığı dikkati çekti.
Costa, AB büyükelçilerine yaptığı konuşmada, Birliğin uluslararası hukuka dayalı düzeni savunmaya devam etmesi gerektiği şeklinde daha normatif bir yaklaşım benimsedi.
Rusya'nın uluslararası hukuku ihlal ettiğine, Çin'in küresel ticaret sistemini zorladığına ve ABD'nin de zaman zaman uluslararası kurallara meydan okuduğuna işaret eden Costa, bu ortamda AB'nin temel ilkelerinden vazgeçmemesi gerektiğini ifade etti.
Avrupa'nın çıkarının daha fazla küresel parçalanmayı önlemek olduğuna değinen Costa, AB'nin çok boyutlu bir dış politika izlemesi gerektiğinin altını çizdi.
Selefi de aynı ayrışmayı yaşamıştı
Costa ile von der Leyen arasındaki ton farkı, Gazze savaşı sırasında dönemin Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel ile Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen arasında yaşanan görüş ayrılıklarını da hatırlattı. Gazze'de çatışmaların başlamasının ardından von der Leyen'in İsrail'e güçlü destek veren açıklamaları ve Tel Aviv'e gerçekleştirdiği ziyaret, Brüksel'de bazı diplomatik çevreler ve üye ülkeler tarafından eleştirilmişti.
Michel ise aynı dönemde daha temkinli bir dil kullanarak uluslararası hukuk ve sivillerin korunması vurgusu yapmış, AB içinde ortak bir pozisyonun korunması gerektiğini dile getirmişti.
Avrupa içinde farklı yaklaşımlar
Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) Orta Doğu uzmanı Hugh Lovatt, AA muhabirine yaptığı açıklamada, AB içerisinde Orta Doğu'daki gelişmelere farklı perspektiflerden bakıldığını söyledi.
Lovatt, konuyu AB'nin iki başkanı arasındaki farktan sonra üye ülkeler arasındaki ayrışma üzerinden açıklayarak, birçok Avrupa ülkesinin yeni bir Orta Doğu savaşına doğrudan dahil olma konusunda isteksiz olduğunu belirtti.
ECFR uzmanı, "Bununla birlikte özellikle İngiltere gibi bazı ülkeler gelişmeleri büyük ölçüde transatlantik ilişkiler perspektifinden değerlendiriyor ve Washington ile yakın ilişkilerini korumaya önem veriyor. Avrupa hükümetleri, çatışmanın genişlemesinin enerji fiyatları ve yaşam maliyeti üzerindeki etkilerinin farkında olsa da ABD ile ilişkileri zedeleyecek adımlardan kaçınmaya çalışıyor." değerlendirmesini yaptı.
Körfez ve Akdeniz'de bulunan Avrupa askeri varlıklarının hedef alınma ihtimalinin bazı Avrupa başkentlerinin hesaplarını daha da karmaşık hale getirdiğine dikkati çeken Lovatt, "Paris ve Londra gibi başkentler bu tür riskler karşısında en azından bölgedeki varlıklarını korumaya yönelik adımlar attıklarını göstermek isteyebilir." ifadesini kullandı.
Lovatt, Avrupa siyasetinde İran yönetimine yönelik güçlü eleştirilerin de dikkati çektiğini belirterek, "İran'daki protestoların bastırılması ve kadın hakları konusundaki ihlaller, Avrupa'daki siyasi çevrelerde Tahran yönetimine yönelik sert bir tutum oluşmasına katkı sağladı. AP'de İran'daki muhalif figürlere yönelik destek mesajları da bu yaklaşımın bir yansıması olarak görülüyor." dedi.
Buna karşın Avrupa kamuoyunun yeni bir askeri müdahaleye destek verme konusunda oldukça temkinli olduğuna işaret eden Lovatt, özellikle Ukrayna savaşının ekonomik ve siyasi etkileri devam ederken Avrupa toplumlarında yeni bir askeri angajmana yönelik desteğin sınırlı olduğunu vurguladı.
ABD ve İsrail'in saldırılarına AB üye ülkelerinden verilen tepkiler farklılık göstermişti. Saldırıların uluslararası hukuk açısından meşruiyeti Avrupa içindeki başlıca görüş ayrılıklarından biri haline gelirken, başkentler arasındaki ton farkı özellikle Almanya ile İspanya arasında belirginleşmişti. Almanya, Washington'ı doğrudan eleştirmekten kaçınan daha temkinli bir çizgi izlerken İspanya, ABD ve İsrail'in saldırılarını "tek taraflı askeri eylem" olarak nitelendirerek açık şekilde eleştirmişti.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
AB'de Orta Doğu krizi gölgesinde dış politikanın yönü tartışılıyor
Orta Doğu'da kriz derinleşirken, Brüksel'den yapılan açıklamalar uluslararası hukuk ve çok taraflılığa dayalı geleneksel yaklaşım ile daha pragmatik ve çıkar odaklı jeopolitik strateji arasında nasıl bir denge kurulacağı tartışmalarına neden oldu.
Orta Doğu'da kriz derinleşirken, Brüksel'den son günlerde yapılan açıklamalar uluslararası hukuk ve çok taraflılığa dayalı geleneksel yaklaşım ile daha pragmatik ve çıkar odaklı jeopolitik strateji arasında nasıl bir denge kurulacağı tartışmalarına neden oldu.
Avrupa Birliği'nde (AB) küresel krizler karşısında nasıl bir dış politika izlenmesi gerektiğine ilişkin tartışmalar son haftalarda yeniden alevlendi.
Ukrayna savaşının ardından Orta Doğu'da İran merkezli gerilimin tırmanması, AB'nin uluslararası sistemde nasıl bir rol oynaması gerektiğine dair farklı yaklaşımları daha görünür hale getirdi.
Brüksel'deki son açıklamalar, Birliğin dış politika vizyonunda "değer temelli yaklaşım" ile "çıkar odaklı jeopolitik strateji" arasında giderek belirginleşen bir tartışmaya işaret ediyor.
Tartışmanın merkezinde AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in son günlerdeki açıklamaları bulunuyor.
Von der Leyen, 9 Mart'ta AB büyükelçilerine hitaben yaptığı konuşmada dünyanın giderek daha kaotik ve güç siyasetine dayalı bir yapıya dönüştüğünü belirterek, Avrupa'nın dış politikasında daha "gerçekçi ve çıkar odaklı" bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini savundu.
Avrupa'nın artık "eski dünya düzeninin koruyucusu olamayacağını" ifade eden von der Leyen, Birliğin yalnızca kurallara dayalı uluslararası sistemin kendisini koruyacağı varsayımıyla hareket edemeyeceğini dile getirdi.
Bu sözler Brüksel'de hem diplomatik çevrelerde hem de Avrupa Parlamentosunda (AP) tartışma yarattı.
Eleştiren kesim, von der Leyen'in açıklamalarının AB'nin uzun yıllardır savunduğu kurallara dayalı uluslararası düzen anlayışından uzaklaşma riski taşıdığını vurguladı.
En dikkat çekici eleştiri, von der Leyen'in yardımcılarından Teresa Ribera'dan geldi.
AB Komisyonunun Temiz, Adil ve Rekabetçi Geçişten Sorumlu Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ribera, von der Leyen'in sözlerinin "belki de en uygun şekilde ifade edilmediğini" belirterek, AB'nin uluslararası hukuku savunmaya devam etmesi gerektiğini söyledi.
Von der Leyen, AP Genel Kurulunda dün yaptığı konuşmada eleştirilere yanıt niteliğinde ifadeler kullandı.
AB'nin kurulduğu günden bu yana bir "barış projesi" olduğunu hatırlatan Komisyon Başkanı, Birliğin uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler Şartı'na bağlılığının değişmediğini ifade etti.
"Kurallara dayalı uluslararası düzeni her zaman savunacağız." diyen von der Leyen, dünyanın gerçeklerini kabul etmenin Avrupa'nın değerlerinden vazgeçmesi anlamına gelmediğini kaydetti.
Ardından söz alan Sosyal Demokratlar, Liberaller ve Yeşiller gibi bazı siyasi gruplardan temsilciler ise AB'nin uluslararası hukuk ve çok taraflılık temelinde şekillenen dış politika geleneğini koruması gerektiğini dile getirdi.
Costa'nın çizgisi
Bu tablo içerisinde AB Konseyi Başkanı Antonio Costa'nın söyleminin ise von der Leyen'den net şekilde ayrıldığı dikkati çekti.
Costa, AB büyükelçilerine yaptığı konuşmada, Birliğin uluslararası hukuka dayalı düzeni savunmaya devam etmesi gerektiği şeklinde daha normatif bir yaklaşım benimsedi.
Rusya'nın uluslararası hukuku ihlal ettiğine, Çin'in küresel ticaret sistemini zorladığına ve ABD'nin de zaman zaman uluslararası kurallara meydan okuduğuna işaret eden Costa, bu ortamda AB'nin temel ilkelerinden vazgeçmemesi gerektiğini ifade etti.
Avrupa'nın çıkarının daha fazla küresel parçalanmayı önlemek olduğuna değinen Costa, AB'nin çok boyutlu bir dış politika izlemesi gerektiğinin altını çizdi.
Selefi de aynı ayrışmayı yaşamıştı
Costa ile von der Leyen arasındaki ton farkı, Gazze savaşı sırasında dönemin Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel ile Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen arasında yaşanan görüş ayrılıklarını da hatırlattı. Gazze'de çatışmaların başlamasının ardından von der Leyen'in İsrail'e güçlü destek veren açıklamaları ve Tel Aviv'e gerçekleştirdiği ziyaret, Brüksel'de bazı diplomatik çevreler ve üye ülkeler tarafından eleştirilmişti.
Michel ise aynı dönemde daha temkinli bir dil kullanarak uluslararası hukuk ve sivillerin korunması vurgusu yapmış, AB içinde ortak bir pozisyonun korunması gerektiğini dile getirmişti.
Avrupa içinde farklı yaklaşımlar
Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) Orta Doğu uzmanı Hugh Lovatt, AA muhabirine yaptığı açıklamada, AB içerisinde Orta Doğu'daki gelişmelere farklı perspektiflerden bakıldığını söyledi.
Lovatt, konuyu AB'nin iki başkanı arasındaki farktan sonra üye ülkeler arasındaki ayrışma üzerinden açıklayarak, birçok Avrupa ülkesinin yeni bir Orta Doğu savaşına doğrudan dahil olma konusunda isteksiz olduğunu belirtti.
ECFR uzmanı, "Bununla birlikte özellikle İngiltere gibi bazı ülkeler gelişmeleri büyük ölçüde transatlantik ilişkiler perspektifinden değerlendiriyor ve Washington ile yakın ilişkilerini korumaya önem veriyor. Avrupa hükümetleri, çatışmanın genişlemesinin enerji fiyatları ve yaşam maliyeti üzerindeki etkilerinin farkında olsa da ABD ile ilişkileri zedeleyecek adımlardan kaçınmaya çalışıyor." değerlendirmesini yaptı.
Körfez ve Akdeniz'de bulunan Avrupa askeri varlıklarının hedef alınma ihtimalinin bazı Avrupa başkentlerinin hesaplarını daha da karmaşık hale getirdiğine dikkati çeken Lovatt, "Paris ve Londra gibi başkentler bu tür riskler karşısında en azından bölgedeki varlıklarını korumaya yönelik adımlar attıklarını göstermek isteyebilir." ifadesini kullandı.
Lovatt, Avrupa siyasetinde İran yönetimine yönelik güçlü eleştirilerin de dikkati çektiğini belirterek, "İran'daki protestoların bastırılması ve kadın hakları konusundaki ihlaller, Avrupa'daki siyasi çevrelerde Tahran yönetimine yönelik sert bir tutum oluşmasına katkı sağladı. AP'de İran'daki muhalif figürlere yönelik destek mesajları da bu yaklaşımın bir yansıması olarak görülüyor." dedi.
Buna karşın Avrupa kamuoyunun yeni bir askeri müdahaleye destek verme konusunda oldukça temkinli olduğuna işaret eden Lovatt, özellikle Ukrayna savaşının ekonomik ve siyasi etkileri devam ederken Avrupa toplumlarında yeni bir askeri angajmana yönelik desteğin sınırlı olduğunu vurguladı.
ABD ve İsrail'in saldırılarına AB üye ülkelerinden verilen tepkiler farklılık göstermişti. Saldırıların uluslararası hukuk açısından meşruiyeti Avrupa içindeki başlıca görüş ayrılıklarından biri haline gelirken, başkentler arasındaki ton farkı özellikle Almanya ile İspanya arasında belirginleşmişti. Almanya, Washington'ı doğrudan eleştirmekten kaçınan daha temkinli bir çizgi izlerken İspanya, ABD ve İsrail'in saldırılarını "tek taraflı askeri eylem" olarak nitelendirerek açık şekilde eleştirmişti.
Kaynak: Bursada Bugün
İndirim sevinci kısa sürdü, akaryakıta indirim sonrası yeni zam!
Bursa trafiğinde 'makas' kabusu!
Türkiye'nin 20 milyon TL ödülle aradığı isim bakan yardımcısı oldu
Bursa Busader’den Anlamlı İftar
Mevlana'nın izinde tasavvuf yolculuğu
O sendikalarda deprem!
Emekli öğretmenden günlerdir haber alınamıyor
Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, ödemeler dengesi verilerini değerlendirdi
Fenerbahçe, Süper Lig'de yarın Fatih Karagümrük deplasmanında
İran füzelerine karşı neden S-400 kullanılmadı? MSB açıklık getirdi
Bursa'da termal tesisler bayramı dolu geçirecek
Rakip Karagümrük: Fenerbahçe'de 6 eksik var, 5 oyuncu da ceza sınırında
AB'de Orta Doğu krizi gölgesinde dış politikanın yönü tartışılıyor
Bursa'nın dev fabrikasından pay sahiplerine kritik çağrı!
İlaçta kur düzenlemesi: Fiyatlar artacak...