Erbil’den Musul’a, Bağdat’tan Umm Qasr’a kadar genişleyen çatışma hattı, Irak’ı yalnızca sıcak savaşın değil, iç kurumsal hesaplaşmanın da merkezi haline getirdi. İran destekli milislerle ABD arasındaki vekalet savaşı derinleşirken, ortaya çıkan yeni tablo Türkiye açısından sınır güvenliğinden enerji hatlarına, ticaretten göç baskısına kadar uzanan çok boyutlu riskler üretiyor.
Haber Giriş Tarihi: 02.04.2026 08:56
Haber Güncellenme Tarihi: 02.04.2026 08:57
Kaynak:
Haber Global
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı savaş, yalnızca Tahran’ı değil, Irak’ın kırılgan olan devlet mimarisini de sarstı. Irak içinde İran destekli milislerle ABD arasında hızla sertleşen vekalet çatışması, Bağdat’ın kendi güvenlik kurumları içindeki kırılmayla birleşince ülke, bölgesel savaşın yan sahası olmaktan çıkıp çok katmanlı bir istikrarsızlık alanına dönüştü. Erbil’den Musul’a, Bağdat’tan sınır hatlarına kadar uzanan bu yeni güvenlik denklemi, Türkiye açısından sınır güvenliğinden enerji akışına, ticaretten göç baskısına kadar uzanan yeni riskler oluşturuyor. Savaşın ilk aşamasında öne çıkan gelişme, İran destekli milis grupların Irak’taki Amerikan varlığına yönelik saldırıları oldu. Erbil Havalimanı ve diplomatik tesisleri hedef alan bu saldırılara ABD’nin hava harekatlarıyla karşılık vermesi, çatışmanın ilk evresini belirledi. Ancak süreç ilerledikçe, savaşın Irak’ta yalnızca dış aktörler arasındaki bir hesaplaşmadan ibaret olmadığı; devletin kendi kurumları arasındaki rekabeti de görünür kılıp daha tehlikeli bir boyuta taşıdığı ortaya çıktı.
VEKİL GÜÇLERİN HEDEFLERİ
İran destekli Ketaib Hizbullah’ın, savaşın ilk saatlerinde “ABD varlığını bölgeden tamamen çıkarmayı hedefleyen uzun soluklu bir yıpratma savaşı” başlatacaklarını ilan etmesi, yeni dönemin karakterini açık biçimde ortaya koydu. Irak İslami Direnişi çatısı altındaki gruplar ise yalnızca 28 Şubat’ta 16 saldırı düzenlediklerini duyurdu. Sonraki günlerde Erbil Uluslararası Havalimanı ile Harir Hava Üssü başlıca hedefler arasına girerken, Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği, diplomatik destek merkezleri ve kritik tesisler de İran destekli vekil güçlerin peş peşe düzenlediği saldırılarla vuruldu.
KARARGAHLARA SALDIRI
Irak’taki örtülü savaşta ABD ise 12 Mart itibarıyla Anbar, Babil, Diyala, Kerkük, Ninova, Selahaddin ve Wasit’teki vekil güç karargahlarına yönelik 32 hava saldırısı düzenledi. Kaim’de 19. Tugay’a ait tesislerin vurulduğu, çok sayıda ölü ve yaralının olduğu bildirildi. 14 Mart sonrasında ise önemli bir eşik daha aşıldı; yalnızca mevziler değil, doğrudan milis liderliği hedef alınmaya başlandı. Ketaib Hizbullah sözcüsü ve kıdemli komutanı Ebu Ali el-Askari’nin hayatını kaybetmesi, Bağdat, Selahaddin ve Ninova’daki operasyonların yoğunlaşması ve 20 Mart itibarıyla 60’tan fazla Haşdi Şabi mensubunun öldüğü, 100’den fazlasının yaralandığı yönündeki açıklamalar, çatışmanın hem yatay hem dikey biçimde tırmandığını gösterdi.
İSTİHBARAT SAVAŞLARI
Analistlere göre Irak’ın güneyindeki Umm Qasr Deniz Üssü’ne kadar uzanan saldırı hattı, çatışmanın coğrafi olarak ne denli genişlediğini gösteriyor. Analizlerde, savaşın başlamasıyla birlikte Haşdi Şabi ile Irak’ın resmi güvenlik kurumları arasındaki rekabetin de görünür biçimde sertleştiği vurgulanıyor. Özellikle Irak Terörle Mücadele Servisi ile Irak Ulusal İstihbarat Servisi, milisler açısından doğrudan hedef haline gelmiş durumda. Bazı milis grupların, 21 Mart’ta Irak Ulusal İstihbarat Servisi yerleşkesine yönelik drone saldırısı ve 22 Mart’ta Terörle Mücadele Servisi’ni hedef alan roket saldırıları, yeni dönemin yalnızca dış aktörler arasındaki savaşla sınırlı kalmadığını, aynı zamanda iç kurumsal çatışmayı da derinleştirdiği şeklinde yorumlanıyor.
MOSSAD VE CIA'YA ÇALIŞIYORLAR
Saldırıları daha kritik hale getiren unsur ise taşıdığı siyasi mesaj oldu. Ketaib Hizbullah’ın güvenlik sorumlusu Ebu Mücahid el-Assaf, Irak Ulusal İstihbarat Servisi içindeki Kürt personelin tamamının Mossad ve CIA ile bağlantılı olduğunu öne sürdü. Öte yandan savaşın Irak’a yansıyan en kritik boyutlarından biri de Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin içine itildiği stratejik sıkışma oldu. Analistlere göre Erbil ve çevresi; hem ABD askeri varlığı, hem İran tarafından tehdit olarak görülen bazı Kürt muhalif unsurlar, hem de Irak iç siyasetindeki hassas dengeler nedeniyle çok katmanlı bir baskı altında bulunuyor.
SINIR GÜVENLİĞİ BASKISI
Yapılan analizlerde, Irak ekseninde yaşanan sıcak çatışmaların Türkiye açısından en yakın ve en somut sonucunun sınır hattındaki güvenlik baskısının artması olacağı vurgulanırken, Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Hasan Köni ise şu uyarıları sıraladı: “Erbil, Musul, Sincar hattı ve daha geniş kuzey kuşağında oluşabilecek otorite boşlukları, yalnızca terör tehdidi açısından değil; kaçak geçişler, yasa dışı ticaret ağları ve silahlı yapıların yeniden pozisyon alması bakımından da Türkiye’ye yeni baskılar üretebilir. İkinci büyük risk enerji ve lojistik alanında. Erbil ve çevresinin hedef alınması, Bağdat’taki diplomatik ve lojistik merkezlerin vurulması, Umm Qasr’a kadar uzanan saldırı hattı, savaşın tedarik hatları üzerinde baskı kurma kapasitesini gösteriyor."
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Enerji güzergahı tehdit altında!
Erbil’den Musul’a, Bağdat’tan Umm Qasr’a kadar genişleyen çatışma hattı, Irak’ı yalnızca sıcak savaşın değil, iç kurumsal hesaplaşmanın da merkezi haline getirdi. İran destekli milislerle ABD arasındaki vekalet savaşı derinleşirken, ortaya çıkan yeni tablo Türkiye açısından sınır güvenliğinden enerji hatlarına, ticaretten göç baskısına kadar uzanan çok boyutlu riskler üretiyor.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı savaş, yalnızca Tahran’ı değil, Irak’ın kırılgan olan devlet mimarisini de sarstı. Irak içinde İran destekli milislerle ABD arasında hızla sertleşen vekalet çatışması, Bağdat’ın kendi güvenlik kurumları içindeki kırılmayla birleşince ülke, bölgesel savaşın yan sahası olmaktan çıkıp çok katmanlı bir istikrarsızlık alanına dönüştü. Erbil’den Musul’a, Bağdat’tan sınır hatlarına kadar uzanan bu yeni güvenlik denklemi, Türkiye açısından sınır güvenliğinden enerji akışına, ticaretten göç baskısına kadar uzanan yeni riskler oluşturuyor. Savaşın ilk aşamasında öne çıkan gelişme, İran destekli milis grupların Irak’taki Amerikan varlığına yönelik saldırıları oldu. Erbil Havalimanı ve diplomatik tesisleri hedef alan bu saldırılara ABD’nin hava harekatlarıyla karşılık vermesi, çatışmanın ilk evresini belirledi. Ancak süreç ilerledikçe, savaşın Irak’ta yalnızca dış aktörler arasındaki bir hesaplaşmadan ibaret olmadığı; devletin kendi kurumları arasındaki rekabeti de görünür kılıp daha tehlikeli bir boyuta taşıdığı ortaya çıktı.
VEKİL GÜÇLERİN HEDEFLERİ
İran destekli Ketaib Hizbullah’ın, savaşın ilk saatlerinde “ABD varlığını bölgeden tamamen çıkarmayı hedefleyen uzun soluklu bir yıpratma savaşı” başlatacaklarını ilan etmesi, yeni dönemin karakterini açık biçimde ortaya koydu. Irak İslami Direnişi çatısı altındaki gruplar ise yalnızca 28 Şubat’ta 16 saldırı düzenlediklerini duyurdu. Sonraki günlerde Erbil Uluslararası Havalimanı ile Harir Hava Üssü başlıca hedefler arasına girerken, Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği, diplomatik destek merkezleri ve kritik tesisler de İran destekli vekil güçlerin peş peşe düzenlediği saldırılarla vuruldu.
KARARGAHLARA SALDIRI
Irak’taki örtülü savaşta ABD ise 12 Mart itibarıyla Anbar, Babil, Diyala, Kerkük, Ninova, Selahaddin ve Wasit’teki vekil güç karargahlarına yönelik 32 hava saldırısı düzenledi. Kaim’de 19. Tugay’a ait tesislerin vurulduğu, çok sayıda ölü ve yaralının olduğu bildirildi. 14 Mart sonrasında ise önemli bir eşik daha aşıldı; yalnızca mevziler değil, doğrudan milis liderliği hedef alınmaya başlandı. Ketaib Hizbullah sözcüsü ve kıdemli komutanı Ebu Ali el-Askari’nin hayatını kaybetmesi, Bağdat, Selahaddin ve Ninova’daki operasyonların yoğunlaşması ve 20 Mart itibarıyla 60’tan fazla Haşdi Şabi mensubunun öldüğü, 100’den fazlasının yaralandığı yönündeki açıklamalar, çatışmanın hem yatay hem dikey biçimde tırmandığını gösterdi.
İSTİHBARAT SAVAŞLARI
Analistlere göre Irak’ın güneyindeki Umm Qasr Deniz Üssü’ne kadar uzanan saldırı hattı, çatışmanın coğrafi olarak ne denli genişlediğini gösteriyor. Analizlerde, savaşın başlamasıyla birlikte Haşdi Şabi ile Irak’ın resmi güvenlik kurumları arasındaki rekabetin de görünür biçimde sertleştiği vurgulanıyor. Özellikle Irak Terörle Mücadele Servisi ile Irak Ulusal İstihbarat Servisi, milisler açısından doğrudan hedef haline gelmiş durumda. Bazı milis grupların, 21 Mart’ta Irak Ulusal İstihbarat Servisi yerleşkesine yönelik drone saldırısı ve 22 Mart’ta Terörle Mücadele Servisi’ni hedef alan roket saldırıları, yeni dönemin yalnızca dış aktörler arasındaki savaşla sınırlı kalmadığını, aynı zamanda iç kurumsal çatışmayı da derinleştirdiği şeklinde yorumlanıyor.
MOSSAD VE CIA'YA ÇALIŞIYORLAR
Saldırıları daha kritik hale getiren unsur ise taşıdığı siyasi mesaj oldu. Ketaib Hizbullah’ın güvenlik sorumlusu Ebu Mücahid el-Assaf, Irak Ulusal İstihbarat Servisi içindeki Kürt personelin tamamının Mossad ve CIA ile bağlantılı olduğunu öne sürdü. Öte yandan savaşın Irak’a yansıyan en kritik boyutlarından biri de Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin içine itildiği stratejik sıkışma oldu. Analistlere göre Erbil ve çevresi; hem ABD askeri varlığı, hem İran tarafından tehdit olarak görülen bazı Kürt muhalif unsurlar, hem de Irak iç siyasetindeki hassas dengeler nedeniyle çok katmanlı bir baskı altında bulunuyor.
SINIR GÜVENLİĞİ BASKISI
Yapılan analizlerde, Irak ekseninde yaşanan sıcak çatışmaların Türkiye açısından en yakın ve en somut sonucunun sınır hattındaki güvenlik baskısının artması olacağı vurgulanırken, Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Hasan Köni ise şu uyarıları sıraladı: “Erbil, Musul, Sincar hattı ve daha geniş kuzey kuşağında oluşabilecek otorite boşlukları, yalnızca terör tehdidi açısından değil; kaçak geçişler, yasa dışı ticaret ağları ve silahlı yapıların yeniden pozisyon alması bakımından da Türkiye’ye yeni baskılar üretebilir. İkinci büyük risk enerji ve lojistik alanında. Erbil ve çevresinin hedef alınması, Bağdat’taki diplomatik ve lojistik merkezlerin vurulması, Umm Qasr’a kadar uzanan saldırı hattı, savaşın tedarik hatları üzerinde baskı kurma kapasitesini gösteriyor."
Kaynak: Haber Global
Meclis'te sürpriz hamle: ÖTV muafiyeti listesi genişledi!
Bursa'da metrelerce yüksekten düşen işçinin durumu kritik!
BTÜ’nün matematik çalışması geleceğin teknolojilerine ışık tutacak
Bursa'da birçok mahallede su kesintisi!
Bursa'ya çamur yağdı! Oto yıkamacılarda uzun kuyruklar oluştu
Osmangazi’de Bipolar Farkındalığına Güçlü Dokunuş
Bursa'da 91 yıl önce geliştirildi, ünü tüm Türkiye'ye yayıldı!
Osmangazi Belediyesi Asfalt Yenileme Çalışmalarını Sürdürüyor
Fethiye'de tur teknesi battı: 6 kişi kurtarıldı, 1 kişi kayıp
İsrailli futbolculara hayatlarının şoku! Saha ortasında kalakaldılar!
Bursalılar dikkat! İki yönlü ilerliyor...
Sandalyeleri çalındı, hırsıza sitem etti: Abla takımı bozdun
Yıllar sonra ekranlara dönüyor! Var Mısın Yok Musun'da sunucu sürprizi...
Bir kurye skandalı daha! Bu kez asla unutamayacağı bir ders verdiler
Bursa'da 20 yıllık inşaat şirketi konkordato ilan etti!