Bir çocuk nasıl suça sürüklenir? Toplum alarm veriyor...
Bir çocuk nasıl suça sürüklenir? Toplum alarm veriyor...
Son zamanlarda suç ve şiddet olaylarına karışan kişilerin çocuk ve genç yaşlara kadar düşmesi kamuoyunda tartışma yarattı. Nev Sağlık Grubu Klinik Psikoloğu Helin Ezgi Deniz, konu hakkında Bursada Bugün'e değerlendirmelerde bulundu.
Haber Giriş Tarihi: 21.01.2026 15:30
Haber Güncellenme Tarihi: 21.01.2026 15:32
Kaynak:
Bursada Bugün
MERVE DENİZ EKİCİ / BURSADA BUGÜN
Suç ve şiddet olaylarına karışan çocuk ve gençlerin yaşının giderek düşmesi toplumsal endişeyi artırırken, Bursada Bugün'e açıklamalarda bulunan Klinik Psikolog Helin Ezgi Deniz, çözümün yalnızca cezalandırmada değil; koruyucu, onarıcı ve rehabilite edici çok katmanlı bir sistem kurulmasında yattığını vurguladı. Deniz, "Son zamanlarda haberleri takip eden herkes şunu hissediyor: Bir şey değişiyor. Şiddet daha erken yaşlara iniyor. 16-17 yaşındaki çocukların akranını öldürdüğü haberleriyle karşılaşıyoruz ve doğal olarak toplum ikiye ayrılıyor. Bir kesim "Bu artık çocuk değil, yetişkin gibi ceza almalı" diyor; diğer kesim "Bu çocuklar bir şekilde suça sürüklendi, arka plandaki dinamikler görülmeden karar verilemez" diye düşünüyor. Bu gerilim çok anlaşılır. Çünkü burada sadece bir olay yok; burada bir kayıp, bir öfke, bir korku ve bir de adalet ihtiyacı var. Aynı anda hepsi gerçek" ifadelerini kullandı.
"BİRİKMİŞ BİR PSİKOLOJİK ZEMİN VE ÇEVRESEL İTİŞİN SONUCU"
Deniz, "Bir klinik psikolog olarak en başta şunu söylemek zorundayım: Bu tartışma genellikle "ya o, ya bu" gibi kuruluyor ama bilimsel gerçeklik böyle değil. Hem çocuğun gelişimsel gerçekliği hem de mağdurun hakları aynı anda konuşulmak zorunda. Çünkü çocuk adaleti yaklaşımı şunu savunur: "Çocuğa hiçbir şey yapılmasın" değil; "Çocuğa yapılan şey çocuğun gelişimsel gerçekliğine uygun, koruyucu ve toplumu da güvenceye alan bir şekilde yapılsın." Yani mesele ceza olsun mu olmasın mı değil; ne tür bir yaptırım hem adil, hem etkili, hem de tekrarını engelleyici olur? Şimdi bir an için suça sürüklenen çocuğun iç dünyasına girelim. Dışarıdan baktığımızda "katil" etiketi her şeyi kaplıyor. Fakat klinik alanda biz biliriz ki bir çocuğun şiddete yönelmesi genellikle bir "ani kötülük kararı" değil, birikmiş bir psikolojik zemin ve çevresel itişin sonucudur. Elbette her olayın dinamiği ayrı; bazen planlı, bazen ani dürtüsel olur. Ama ergenlik dediğimiz dönem, beynin özellikle dürtü kontrolü, sonuç hesaplama, risk değerlendirme bölümlerinin hâlâ gelişim halinde olduğu bir dönemdir" şeklinde konuştu.
"BAZI SUÇ YANLIŞTAN ÇIKIP İŞE YARAYAN YÖNTEM HALİNE GELEBİLİR"
Çocukların ergenlik dönemi hakkında değerlendirmelerde bulunan Deniz, "Ergenlikte beyin, adeta "gaz pedalı güçlü, fren sistemi tam oturmamış" bir araba gibidir. Bu; çocuğun sorumluluğu olmadığı anlamına gelmez. Ama çocuğun karar alma mekanizmasının yetişkininkiyle aynı olmadığını bilim bize net biçimde söylüyor. Bu yüzden ergenlikte özellikle öfke patlamaları, akran etkisiyle hareket etme, 'o anın duygusuna' teslim olma daha sık görülür. İşin psikolojik tarafında bir başka önemli gerçek de şudur: Ağır şiddet olaylarının büyük bir kısmında çocuk, yalnızca "öfke" yaşamaz; çoğu zaman ya kronik bir tehdit algısı taşır ya da duygularını düzenlemeyi hiç öğrenememiştir. Travmatik ortamlarda büyüyen çocukların bazıları dünyayı güvenli bir yer gibi algılamaz; dünya onlar için "her an bir şey olacak" hissiyle doludur. Böyle bir zihin yapısında saldırganlık bazen bir savunma dili olur. Bunun içine madde kullanımı, suç kültürünün normalleştiği çevreler, "erkeklik/itibar" üzerinden kurulan şiddet dili, akran grubunda saygı kazanma ihtiyacı eklendiğinde; suç, çocuk için "yanlış" olmaktan çıkıp "işe yarayan" bir yöntem haline gelebilir. Bu çok acıdır ama gerçektir: Bazı çocuklar şiddeti bir iletişim biçimi gibi öğrenir" dedi.
"TÜRKİYE'NİN SOSYOLOJİK GERÇEKLİĞİ BURADA DEVREYE GİRİYOR..."
Ebeveyn ve çocuk ilişkileri hakkında konuşan Deniz, "Burada aileye baktığımızda tablo daha da karmaşıklaşır. Çünkü toplum çoğu zaman aileye öfkeyle yaklaşır: "Bu çocuk nasıl yetiştirildi?" diye sorar. Bu soru haklı bir soru olabilir ama tek başına yeterli değil. Klinik olarak şunu görüyoruz: suça sürüklenen çocuk aileleri iki uçta karşımıza çıkar. Bir uçta gerçekten ihmalkâr, şiddet içeren, denetimsiz, parçalanmış, bağımlılığın olduğu ağır işlevsizlikler olabilir. Ama diğer uçta da çocuğuna gücü yetmeyen, ekonomik ve sosyal olarak sıkışmış, bazen kendisi de travmatik geçmiş taşıyan, destek sistemleri olmayan aileler vardır. Türkiye'nin sosyolojik gerçekliği burada devreye giriyor: yoksulluk, kalabalık ev düzeni, ebeveynlerin uzun çalışma saatleri, eğitim ve psikolojik destek hizmetlerine erişimde eşitsizlik... Bunların hepsi çocuğun duygusal gelişimini etkiliyor. Çocuk günün büyük kısmında "kendi kendini büyütüyor" hale gelebiliyor. Ve özellikle ergenlikte bu, çok riskli bir boşluk yaratıyor. Aile bu boşluğu bazen fark etmiyor, bazen fark ediyor ama yönetemiyor. Çünkü çocuk büyüdükçe fiziksel güç artıyor, sınırlar kırılganlaşıyor ve evde otorite ya aşırı sertleşiyor ya tamamen çöküyor. Her iki durum da çocuğu dışarı iter.
Ama burada çok kritik bir şeyi de söylemeliyim: "Ailenin zor şartları vardı" cümlesi, mağdurun yaşadığı acıyı küçültmez. Bu cümle bir mazeret değil, açıklama olabilir. Çünkü bilimde açıklama ile meşrulaştırma aynı şey değildir. Biz bir şeyi açıklarken, onun doğru olduğunu savunmayız; sadece nedenini anlamaya çalışırız. Ve nedenini anlamadan önleyemeyiz" ifadelerini kullandı.
"ZORUNLU VE YOĞUN PSİKOLOJİK/PSİKİYATRİK REHABİLİTASYON PROGRAMLARI"
Deniz, "Şimdi kurban ve kurban yakınlarına gelelim. Tartışmanın en hassas noktası burası. Çünkü bir çocuk bir akranını öldürdüğünde, geride kalan aile için zaman durur. O acı, hiçbir teoriyle hafiflemez. Burada "suça sürüklendi" dili kurban yakınlarına bazen şu hissi yaşatır: "Çocuğumuzun değeri ikinci plana atılıyor." O yüzden kamuoyundaki sertlik ve "yetişkin gibi ceza" talebi sadece öfke değil; aslında çok güçlü bir adalet ve güvenlik ihtiyacıdır. İnsanlar şunu söylemek ister: "Bu tekrarlanmasın." "Bu yanına kâr kalmasın." Ve haklıdırlar: Toplumun güvenliği, mağdurun onarımı, kurban yakınlarının adalet duygusu korunmadan hiçbir sistem sürdürülebilir olmaz.Bu yüzden bilimsel ve etik açıdan doğru yaklaşım şudur: Ağır suçlarda çocuk yaşı ne olursa olsun ciddi yaptırım gerekir. Ama bu yaptırımın formu, "yetişkin cezasının aynısı" olmak zorunda değildir. Çünkü çocuk adaletinde ideal olan, hem toplumu koruyan hem de çocuğun gelişimsel potansiyelini gözeten bir model kurmaktır. Nedir bu? Örneğin: uzun süreli kapalı kurum gerektiren vakalarda bile, çocuğun yalnızca "ceza" ile değil, zorunlu ve yoğun psikiyatrik/psikolojik rehabilitasyon programlarıyla, eğitimle, sosyal beceri geliştirme ile çalışılması. Çünkü sadece cezalandırmak, özellikle riskli çevrelerden gelen çocuklarda, kişiyi daha da suça itebilen bir sosyal öğrenme ortamı yaratabilir. Çocuk kapalı sisteme girip "suçu okul gibi" öğrenerek çıkabilir" ifadelerini kullanarak değerlendirmelerde bulundu.
"OLAYDAN ÖNCE ÇOCUĞUN HAYATINDA KORUYUCU ZEMİN İNŞA EDİLMESİ GEREKİR"
Deniz, "Bu, dünyanın pek çok yerinde gözlenen bir gerçek. O yüzden modern sistemler ağır suçlarda bile "ceza + rehabilitasyon" bileşenini birlikte yürütür. Burada toplumsal olarak en zorlandığımız konu şu: İnsanlar ya tamamen "kurbanı" ya tamamen "faili" görmeye meyilli. Oysa doğru zemin, ikisini de aynı anda görebilmek. Kurbanın hakkı kutsaldır. Mağduriyetin onarımı esastır. Fakat fail çocuksa, onu da sadece "canavar" etiketiyle kapatmak, geleceğe dönük çözüm üretmez. Çünkü o çocuğu o noktaya getiren dinamikler değişmedikçe, başka çocuklar da aynı patikaya girecektir. Biz bir olayın failini cezalandırabiliriz ama bu sadece bugünü düzeltir; yarını düzeltmek için sistemi konuşmak zorundayız.
Bu aslında tek bir kuruma ya da tek bir kişiye yüklenemeyecek kadar geniş bir çerçeveye dayanıyor. Çünkü çocukları suça iten etkenler çok katmanlıysa, onları koruyacak faktörler de kaçınılmaz olarak çok katmanlı olmak zorunda. Bir çocuğun suça sürüklenmesini yalnızca "aile hatası" diye okumak eksik kalır; yalnızca "sistem suçu" diye okumak da eksik kalır. Çünkü çocuk dediğimiz varlık, bir ağın içinde büyür: aile, okul, mahalle, dijital dünya, sosyal çevre, adalet sistemi... Bu ağın herhangi bir yerinde boşluk varsa, çocuk o boşluğa düşebilir. Bu yüzden önleyici yaklaşımın kalbi şudur: Sorunu yalnızca olay olduktan sonra cezayla çözmeye çalışmak yerine, olay olmadan önce çocuğun hayatında koruyucu bir zemin inşa etmek" dedi.
"EN GÜÇLÜ DÖNÜŞÜM GÜNDELİK HAYATIN İÇİNDE BAŞLAR"
Deniz, toplumun bu tür olayları çoğu zaman yalnızca birer haber başlığı olarak takip ettiğini belirterek, asıl dönüşümün günlük hayatın içinde başladığını ifade etti. Deniz, "Topluma düşen tarafla başlayalım. Çünkü toplum çoğu zaman bu meseleyi yalnızca "haber" olarak izliyor; oysa en güçlü dönüşüm, gündelik hayatın içinde başlıyor. Öncelikle riskli mahallelerde çocukların gün içinde "ait olabileceği" güvenli alanların varlığı belirleyici: spor sahaları, gençlik merkezleri, ücretsiz sanat atölyeleri, mahalle temelli kulüpler... Bunlar lüks değil; suç önlemenin en rasyonel yatırımı. Bir çocuk için spor salonu sadece spor salonu değildir; orası bazen şiddetin yerine konan bir düzen, sokak yerine seçilen bir disiplin, riskli akran grubu yerine bağ kurulan sağlıklı bir topluluktur" şeklinde konuştu. Ayrıca toplumun kullandığı dilin çocukların suça sürüklenmesinde belirleyici bir rol oynadığını vurgulayan Deniz, bir çocuğun "suçlu" etiketiyle damgalanmasının bu kimliği içselleştirmesine ve yeniden suç ortamlarına yönelmesine neden olabildiğine dikkat çekti.
"KORUYUCU OLAN ŞEY: SEVGİYLE VE NETLİKLE SINIR KOYMAK"
Klinik Psikolog Helin Ezgi Deniz, çocukları suça karşı korumada ailelerin rolünün sanılanın aksine daha sert disiplin değil, daha güçlü bir temas kurmak olduğunu vurgulayarak, pahalı okulların ya da ağır cezaların değil, güvenli bağlanma ve tutarlı sınırların en etkili koruyucu unsur olduğunu belirtti. Deniz, "Ailelerin en sık düştüğü iki uç var: ya hiç sınır koymamak (çocuğun tamamen başıboş kalması), ya da aşırı baskıcı olmak (çocuğun evden kaçması). Koruyucu olan şey ikisinin ortasıdır: sevgiyle ve netlikle sınır koymak. Burada gözlem de çok kritik: Çocuğun kimlerle arkadaş olduğu, nerede zaman geçirdiği, dijital dünyada hangi içeriklere maruz kaldığı, gece eve geliş saati... Bunlar "baskı" değil; ergenlik döneminde çocuğun henüz olgunlaşmamış risk değerlendirmesini aile desteğiyle dengelemektir. Ayrıca aile içi şiddet, ihmal, kronik çatışma gibi durumlar varsa, bunu saklamak değil; erken dönemde destek almak hayati. Çünkü şiddetin olduğu bir evde büyüyen çocuk, şiddeti yalnızca görmez bazen şiddeti öğrenir" dedi.
"ÇOCUKLARIN OKUL İÇİNDE BİR YERE AİT HİSSETMESİ GEREKİYOR"
Deniz, Türkiye'de okulun çoğu zaman yalnızca akademik başarı üzerinden değerlendirildiğini belirterek bunun büyük bir kayıp olduğuna dikkat çekti. Okulun çocuk için hayata tutunma ipi niteliği taşıdığını vurgulayan Deniz, devamsızlığın ise bu ipin zayıfladığını gösteren ilk işaret olduğunu ifade etti. Devamsızlığın basit bir "yok yazma" meselesi olarak görülmemesi gerektiğini dile getiren Deniz, bu durumun erken uyarı sistemi gibi ele alınması ve devamsızlık başladığında okul, rehberlik servisi, sosyal hizmetler ve gerekirse çocuk koruma mekanizmalarının birlikte harekete geçmesi gerektiğini söyledi. Deniz, "Çünkü çocuk okulu bırakınca sadece dersten değil, koruyucu bir yetişkin temasından kopar. Ayrıca rehberlik servislerinin "sınav motivasyonu" merkezli bir rol yerine, gerçek bir psikososyal destek birimi gibi çalışması gerekiyor. Okullarda duygu düzenleme, akran zorbalığıyla mücadele, çatışma çözme becerileri gibi sosyal-duygusal öğrenme programlarının standart hale gelmesi; şiddeti azaltmada ciddi koruyucu rol oynuyor. Bunun yanında çocukların okul içinde bir yere ait hissetmesi gerekiyor: kulüpler, spor takımları, drama, müzik, münazara... Çünkü aidiyet sadece mahallede değil, okulun içinde de kurulmalı. Aksi halde çocuk "benim yerim burada değil" duygusuyla dışarı kayıyor" ifadelerine yer verdi.
"RUH SAĞLIĞI DESTEĞİ SUÇA SÜRÜKLEYEN ZİNCİRİ KIRAN EN GÜÇLÜ ADIMLARDAN BİRİ"
Deniz, sağlık sistemi ve ruh sağlığı hizmetlerinin çocukları suça sürükleyen sürecin en kritik halkalarından biri olduğunu belirterek, bu çocukların bir kısmında madde kullanımı, dürtüsellik, travma belirtileri, depresyon ve yoğun öfke gibi ciddi klinik risklerin görüldüğünü söyledi. Buradaki temel amacın çocuğu "hastalık" etiketiyle damgalamak değil, risk işaretlerini erken dönemde fark edip müdahale etmek olduğunu vurgulayan Deniz, sürekli kavga eden, kontrolsüz öfke patlamaları yaşayan ya da madde denemeleri başlayan çocukların bu davranışlarının "ergenlik" denilerek geçiştirilemeyeceğini ve mutlaka ciddiyetle ele alınması gerektiğini ifade etti. Deniz, "Bu, çocuğun güvenli geleceği için alarmdır. Toplumda çok önemli bir yanlış inanış var: "Psikoloğa giderse siciline işler gibi olur." Hayır. Tam tersine, ruh sağlığı desteği çoğu zaman çocuğu suça sürükleyen zinciri kıran en güçlü adımlardan biridir" şeklinde konuştu.
"ÜLKEDE SUÇ YAŞI DÜŞÜYORSA BU YALNIZCA GÜVENLİK DEĞİL GELECEK MESELESİDİR"
Deniz, "Adalet sistemindeki asıl mesele şu: Çocuk suça karıştığında sistemin hedefi yalnızca "ceza vermek" olursa, çocuk çoğu zaman cezayı çeker ama içsel dönüşüm gerçekleşmez. Dönüşüm olmadan da risk bitmez. Bu nedenle dünyada çocuk adaletinde üzerinde durulan en güçlü yaklaşım: mümkün olan vakalarda yargı dışı yönlendirme, onarıcı adalet, mağdurun onarımı, psikososyal programlar ve toplum temelli izlem. Ancak burada önemli bir denge var: Ağır suçlarda elbette güvenliği önceleyen, uzun süreli ve sıkı kontrollü kapalı uygulamalar gerekebilir. Fakat bu kapalı uygulamalar bile salt "kapatıp bekleme" şeklinde olmamalı. Eğer bir çocuk kapalı kuruma giriyorsa, içeride mutlaka psikoterapi, psikoeğitim, öfke kontrolü, travma çalışmaları, eğitim devamlılığı, mesleki beceri kazandırma gibi yapılandırılmış rehabilitasyon programları yürümeli. Çünkü çocuğu sadece cezalandırıp aynı risk ortamına geri göndermek, toplumu da korumaz" cümlelerini kullandı. Deniz, toplum güvenliğinin yalnızca cezalandırmayla değil, çocuğun yeniden suça yönelme ihtimalini sistematik biçimde azaltacak politikalarla sağlanabileceğini vurgulayarak, bu nedenle "yumuşaklık" değil, akıllı, kanıta dayalı ve sonuç odaklı bir sertliğe ihtiyaç olduğunu ifade ederek, "Kapanışta belki de en temel cümle şu olmalı: Bir ülkede suç yaşı düşüyorsa, bu yalnızca güvenlik meselesi değildir; aynı zamanda bir gelecek meselesidir" dedi.
Deniz son olarak" Çocukluğu koruyamayan toplumlar, geleceği koruyamaz. Her ağır olay elbette içimizi parçalar; kurbanın kaybı telafi edilemez. Ama aynı zamanda şunu da bilmek zorundayız: Çocuğu suça sürükleyen koşulları değiştirmediğimiz sürece, her cezadan sonra yeni bir haberle sarsılmaya devam ederiz. O yüzden gerçek çözüm; olay olduktan sonra yalnızca tepki vermek değil, olay olmadan önce çocukların hayatına güven, sınır, aidiyet ve destek inşa etmektir. Çünkü çocukların iyiye yönelmesi tesadüf değildir; iyi bir sistemin sonucudur" ifadelerini kullandı.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Bir çocuk nasıl suça sürüklenir? Toplum alarm veriyor...
Son zamanlarda suç ve şiddet olaylarına karışan kişilerin çocuk ve genç yaşlara kadar düşmesi kamuoyunda tartışma yarattı. Nev Sağlık Grubu Klinik Psikoloğu Helin Ezgi Deniz, konu hakkında Bursada Bugün'e değerlendirmelerde bulundu.
MERVE DENİZ EKİCİ / BURSADA BUGÜN
Suç ve şiddet olaylarına karışan çocuk ve gençlerin yaşının giderek düşmesi toplumsal endişeyi artırırken, Bursada Bugün'e açıklamalarda bulunan Klinik Psikolog Helin Ezgi Deniz, çözümün yalnızca cezalandırmada değil; koruyucu, onarıcı ve rehabilite edici çok katmanlı bir sistem kurulmasında yattığını vurguladı. Deniz, "Son zamanlarda haberleri takip eden herkes şunu hissediyor: Bir şey değişiyor. Şiddet daha erken yaşlara iniyor. 16-17 yaşındaki çocukların akranını öldürdüğü haberleriyle karşılaşıyoruz ve doğal olarak toplum ikiye ayrılıyor. Bir kesim "Bu artık çocuk değil, yetişkin gibi ceza almalı" diyor; diğer kesim "Bu çocuklar bir şekilde suça sürüklendi, arka plandaki dinamikler görülmeden karar verilemez" diye düşünüyor. Bu gerilim çok anlaşılır. Çünkü burada sadece bir olay yok; burada bir kayıp, bir öfke, bir korku ve bir de adalet ihtiyacı var. Aynı anda hepsi gerçek" ifadelerini kullandı.
"BİRİKMİŞ BİR PSİKOLOJİK ZEMİN VE ÇEVRESEL İTİŞİN SONUCU"
Deniz, "Bir klinik psikolog olarak en başta şunu söylemek zorundayım: Bu tartışma genellikle "ya o, ya bu" gibi kuruluyor ama bilimsel gerçeklik böyle değil. Hem çocuğun gelişimsel gerçekliği hem de mağdurun hakları aynı anda konuşulmak zorunda. Çünkü çocuk adaleti yaklaşımı şunu savunur: "Çocuğa hiçbir şey yapılmasın" değil; "Çocuğa yapılan şey çocuğun gelişimsel gerçekliğine uygun, koruyucu ve toplumu da güvenceye alan bir şekilde yapılsın." Yani mesele ceza olsun mu olmasın mı değil; ne tür bir yaptırım hem adil, hem etkili, hem de tekrarını engelleyici olur? Şimdi bir an için suça sürüklenen çocuğun iç dünyasına girelim. Dışarıdan baktığımızda "katil" etiketi her şeyi kaplıyor. Fakat klinik alanda biz biliriz ki bir çocuğun şiddete yönelmesi genellikle bir "ani kötülük kararı" değil, birikmiş bir psikolojik zemin ve çevresel itişin sonucudur. Elbette her olayın dinamiği ayrı; bazen planlı, bazen ani dürtüsel olur. Ama ergenlik dediğimiz dönem, beynin özellikle dürtü kontrolü, sonuç hesaplama, risk değerlendirme bölümlerinin hâlâ gelişim halinde olduğu bir dönemdir" şeklinde konuştu.
"BAZI SUÇ YANLIŞTAN ÇIKIP İŞE YARAYAN YÖNTEM HALİNE GELEBİLİR"
Çocukların ergenlik dönemi hakkında değerlendirmelerde bulunan Deniz, "Ergenlikte beyin, adeta "gaz pedalı güçlü, fren sistemi tam oturmamış" bir araba gibidir. Bu; çocuğun sorumluluğu olmadığı anlamına gelmez. Ama çocuğun karar alma mekanizmasının yetişkininkiyle aynı olmadığını bilim bize net biçimde söylüyor. Bu yüzden ergenlikte özellikle öfke patlamaları, akran etkisiyle hareket etme, 'o anın duygusuna' teslim olma daha sık görülür. İşin psikolojik tarafında bir başka önemli gerçek de şudur: Ağır şiddet olaylarının büyük bir kısmında çocuk, yalnızca "öfke" yaşamaz; çoğu zaman ya kronik bir tehdit algısı taşır ya da duygularını düzenlemeyi hiç öğrenememiştir. Travmatik ortamlarda büyüyen çocukların bazıları dünyayı güvenli bir yer gibi algılamaz; dünya onlar için "her an bir şey olacak" hissiyle doludur. Böyle bir zihin yapısında saldırganlık bazen bir savunma dili olur. Bunun içine madde kullanımı, suç kültürünün normalleştiği çevreler, "erkeklik/itibar" üzerinden kurulan şiddet dili, akran grubunda saygı kazanma ihtiyacı eklendiğinde; suç, çocuk için "yanlış" olmaktan çıkıp "işe yarayan" bir yöntem haline gelebilir. Bu çok acıdır ama gerçektir: Bazı çocuklar şiddeti bir iletişim biçimi gibi öğrenir" dedi.
"TÜRKİYE'NİN SOSYOLOJİK GERÇEKLİĞİ BURADA DEVREYE GİRİYOR..."
Ebeveyn ve çocuk ilişkileri hakkında konuşan Deniz, "Burada aileye baktığımızda tablo daha da karmaşıklaşır. Çünkü toplum çoğu zaman aileye öfkeyle yaklaşır: "Bu çocuk nasıl yetiştirildi?" diye sorar. Bu soru haklı bir soru olabilir ama tek başına yeterli değil. Klinik olarak şunu görüyoruz: suça sürüklenen çocuk aileleri iki uçta karşımıza çıkar. Bir uçta gerçekten ihmalkâr, şiddet içeren, denetimsiz, parçalanmış, bağımlılığın olduğu ağır işlevsizlikler olabilir. Ama diğer uçta da çocuğuna gücü yetmeyen, ekonomik ve sosyal olarak sıkışmış, bazen kendisi de travmatik geçmiş taşıyan, destek sistemleri olmayan aileler vardır. Türkiye'nin sosyolojik gerçekliği burada devreye giriyor: yoksulluk, kalabalık ev düzeni, ebeveynlerin uzun çalışma saatleri, eğitim ve psikolojik destek hizmetlerine erişimde eşitsizlik... Bunların hepsi çocuğun duygusal gelişimini etkiliyor. Çocuk günün büyük kısmında "kendi kendini büyütüyor" hale gelebiliyor. Ve özellikle ergenlikte bu, çok riskli bir boşluk yaratıyor. Aile bu boşluğu bazen fark etmiyor, bazen fark ediyor ama yönetemiyor. Çünkü çocuk büyüdükçe fiziksel güç artıyor, sınırlar kırılganlaşıyor ve evde otorite ya aşırı sertleşiyor ya tamamen çöküyor. Her iki durum da çocuğu dışarı iter.
Ama burada çok kritik bir şeyi de söylemeliyim: "Ailenin zor şartları vardı" cümlesi, mağdurun yaşadığı acıyı küçültmez. Bu cümle bir mazeret değil, açıklama olabilir. Çünkü bilimde açıklama ile meşrulaştırma aynı şey değildir. Biz bir şeyi açıklarken, onun doğru olduğunu savunmayız; sadece nedenini anlamaya çalışırız. Ve nedenini anlamadan önleyemeyiz" ifadelerini kullandı.
"ZORUNLU VE YOĞUN PSİKOLOJİK/PSİKİYATRİK REHABİLİTASYON PROGRAMLARI"
Deniz, "Şimdi kurban ve kurban yakınlarına gelelim. Tartışmanın en hassas noktası burası. Çünkü bir çocuk bir akranını öldürdüğünde, geride kalan aile için zaman durur. O acı, hiçbir teoriyle hafiflemez. Burada "suça sürüklendi" dili kurban yakınlarına bazen şu hissi yaşatır: "Çocuğumuzun değeri ikinci plana atılıyor." O yüzden kamuoyundaki sertlik ve "yetişkin gibi ceza" talebi sadece öfke değil; aslında çok güçlü bir adalet ve güvenlik ihtiyacıdır. İnsanlar şunu söylemek ister: "Bu tekrarlanmasın." "Bu yanına kâr kalmasın." Ve haklıdırlar: Toplumun güvenliği, mağdurun onarımı, kurban yakınlarının adalet duygusu korunmadan hiçbir sistem sürdürülebilir olmaz.Bu yüzden bilimsel ve etik açıdan doğru yaklaşım şudur: Ağır suçlarda çocuk yaşı ne olursa olsun ciddi yaptırım gerekir. Ama bu yaptırımın formu, "yetişkin cezasının aynısı" olmak zorunda değildir. Çünkü çocuk adaletinde ideal olan, hem toplumu koruyan hem de çocuğun gelişimsel potansiyelini gözeten bir model kurmaktır. Nedir bu? Örneğin: uzun süreli kapalı kurum gerektiren vakalarda bile, çocuğun yalnızca "ceza" ile değil, zorunlu ve yoğun psikiyatrik/psikolojik rehabilitasyon programlarıyla, eğitimle, sosyal beceri geliştirme ile çalışılması. Çünkü sadece cezalandırmak, özellikle riskli çevrelerden gelen çocuklarda, kişiyi daha da suça itebilen bir sosyal öğrenme ortamı yaratabilir. Çocuk kapalı sisteme girip "suçu okul gibi" öğrenerek çıkabilir" ifadelerini kullanarak değerlendirmelerde bulundu.
"OLAYDAN ÖNCE ÇOCUĞUN HAYATINDA KORUYUCU ZEMİN İNŞA EDİLMESİ GEREKİR"
Deniz, "Bu, dünyanın pek çok yerinde gözlenen bir gerçek. O yüzden modern sistemler ağır suçlarda bile "ceza + rehabilitasyon" bileşenini birlikte yürütür. Burada toplumsal olarak en zorlandığımız konu şu: İnsanlar ya tamamen "kurbanı" ya tamamen "faili" görmeye meyilli. Oysa doğru zemin, ikisini de aynı anda görebilmek. Kurbanın hakkı kutsaldır. Mağduriyetin onarımı esastır. Fakat fail çocuksa, onu da sadece "canavar" etiketiyle kapatmak, geleceğe dönük çözüm üretmez. Çünkü o çocuğu o noktaya getiren dinamikler değişmedikçe, başka çocuklar da aynı patikaya girecektir. Biz bir olayın failini cezalandırabiliriz ama bu sadece bugünü düzeltir; yarını düzeltmek için sistemi konuşmak zorundayız.
Bu aslında tek bir kuruma ya da tek bir kişiye yüklenemeyecek kadar geniş bir çerçeveye dayanıyor. Çünkü çocukları suça iten etkenler çok katmanlıysa, onları koruyacak faktörler de kaçınılmaz olarak çok katmanlı olmak zorunda. Bir çocuğun suça sürüklenmesini yalnızca "aile hatası" diye okumak eksik kalır; yalnızca "sistem suçu" diye okumak da eksik kalır. Çünkü çocuk dediğimiz varlık, bir ağın içinde büyür: aile, okul, mahalle, dijital dünya, sosyal çevre, adalet sistemi... Bu ağın herhangi bir yerinde boşluk varsa, çocuk o boşluğa düşebilir. Bu yüzden önleyici yaklaşımın kalbi şudur: Sorunu yalnızca olay olduktan sonra cezayla çözmeye çalışmak yerine, olay olmadan önce çocuğun hayatında koruyucu bir zemin inşa etmek" dedi.
"EN GÜÇLÜ DÖNÜŞÜM GÜNDELİK HAYATIN İÇİNDE BAŞLAR"
Deniz, toplumun bu tür olayları çoğu zaman yalnızca birer haber başlığı olarak takip ettiğini belirterek, asıl dönüşümün günlük hayatın içinde başladığını ifade etti. Deniz, "Topluma düşen tarafla başlayalım. Çünkü toplum çoğu zaman bu meseleyi yalnızca "haber" olarak izliyor; oysa en güçlü dönüşüm, gündelik hayatın içinde başlıyor. Öncelikle riskli mahallelerde çocukların gün içinde "ait olabileceği" güvenli alanların varlığı belirleyici: spor sahaları, gençlik merkezleri, ücretsiz sanat atölyeleri, mahalle temelli kulüpler... Bunlar lüks değil; suç önlemenin en rasyonel yatırımı. Bir çocuk için spor salonu sadece spor salonu değildir; orası bazen şiddetin yerine konan bir düzen, sokak yerine seçilen bir disiplin, riskli akran grubu yerine bağ kurulan sağlıklı bir topluluktur" şeklinde konuştu. Ayrıca toplumun kullandığı dilin çocukların suça sürüklenmesinde belirleyici bir rol oynadığını vurgulayan Deniz, bir çocuğun "suçlu" etiketiyle damgalanmasının bu kimliği içselleştirmesine ve yeniden suç ortamlarına yönelmesine neden olabildiğine dikkat çekti.
"KORUYUCU OLAN ŞEY: SEVGİYLE VE NETLİKLE SINIR KOYMAK"
Klinik Psikolog Helin Ezgi Deniz, çocukları suça karşı korumada ailelerin rolünün sanılanın aksine daha sert disiplin değil, daha güçlü bir temas kurmak olduğunu vurgulayarak, pahalı okulların ya da ağır cezaların değil, güvenli bağlanma ve tutarlı sınırların en etkili koruyucu unsur olduğunu belirtti. Deniz, "Ailelerin en sık düştüğü iki uç var: ya hiç sınır koymamak (çocuğun tamamen başıboş kalması), ya da aşırı baskıcı olmak (çocuğun evden kaçması). Koruyucu olan şey ikisinin ortasıdır: sevgiyle ve netlikle sınır koymak. Burada gözlem de çok kritik: Çocuğun kimlerle arkadaş olduğu, nerede zaman geçirdiği, dijital dünyada hangi içeriklere maruz kaldığı, gece eve geliş saati... Bunlar "baskı" değil; ergenlik döneminde çocuğun henüz olgunlaşmamış risk değerlendirmesini aile desteğiyle dengelemektir. Ayrıca aile içi şiddet, ihmal, kronik çatışma gibi durumlar varsa, bunu saklamak değil; erken dönemde destek almak hayati. Çünkü şiddetin olduğu bir evde büyüyen çocuk, şiddeti yalnızca görmez bazen şiddeti öğrenir" dedi.
"ÇOCUKLARIN OKUL İÇİNDE BİR YERE AİT HİSSETMESİ GEREKİYOR"
Deniz, Türkiye'de okulun çoğu zaman yalnızca akademik başarı üzerinden değerlendirildiğini belirterek bunun büyük bir kayıp olduğuna dikkat çekti. Okulun çocuk için hayata tutunma ipi niteliği taşıdığını vurgulayan Deniz, devamsızlığın ise bu ipin zayıfladığını gösteren ilk işaret olduğunu ifade etti. Devamsızlığın basit bir "yok yazma" meselesi olarak görülmemesi gerektiğini dile getiren Deniz, bu durumun erken uyarı sistemi gibi ele alınması ve devamsızlık başladığında okul, rehberlik servisi, sosyal hizmetler ve gerekirse çocuk koruma mekanizmalarının birlikte harekete geçmesi gerektiğini söyledi. Deniz, "Çünkü çocuk okulu bırakınca sadece dersten değil, koruyucu bir yetişkin temasından kopar. Ayrıca rehberlik servislerinin "sınav motivasyonu" merkezli bir rol yerine, gerçek bir psikososyal destek birimi gibi çalışması gerekiyor. Okullarda duygu düzenleme, akran zorbalığıyla mücadele, çatışma çözme becerileri gibi sosyal-duygusal öğrenme programlarının standart hale gelmesi; şiddeti azaltmada ciddi koruyucu rol oynuyor. Bunun yanında çocukların okul içinde bir yere ait hissetmesi gerekiyor: kulüpler, spor takımları, drama, müzik, münazara... Çünkü aidiyet sadece mahallede değil, okulun içinde de kurulmalı. Aksi halde çocuk "benim yerim burada değil" duygusuyla dışarı kayıyor" ifadelerine yer verdi.
"RUH SAĞLIĞI DESTEĞİ SUÇA SÜRÜKLEYEN ZİNCİRİ KIRAN EN GÜÇLÜ ADIMLARDAN BİRİ"
Deniz, sağlık sistemi ve ruh sağlığı hizmetlerinin çocukları suça sürükleyen sürecin en kritik halkalarından biri olduğunu belirterek, bu çocukların bir kısmında madde kullanımı, dürtüsellik, travma belirtileri, depresyon ve yoğun öfke gibi ciddi klinik risklerin görüldüğünü söyledi. Buradaki temel amacın çocuğu "hastalık" etiketiyle damgalamak değil, risk işaretlerini erken dönemde fark edip müdahale etmek olduğunu vurgulayan Deniz, sürekli kavga eden, kontrolsüz öfke patlamaları yaşayan ya da madde denemeleri başlayan çocukların bu davranışlarının "ergenlik" denilerek geçiştirilemeyeceğini ve mutlaka ciddiyetle ele alınması gerektiğini ifade etti. Deniz, "Bu, çocuğun güvenli geleceği için alarmdır. Toplumda çok önemli bir yanlış inanış var: "Psikoloğa giderse siciline işler gibi olur." Hayır. Tam tersine, ruh sağlığı desteği çoğu zaman çocuğu suça sürükleyen zinciri kıran en güçlü adımlardan biridir" şeklinde konuştu.
"ÜLKEDE SUÇ YAŞI DÜŞÜYORSA BU YALNIZCA GÜVENLİK DEĞİL GELECEK MESELESİDİR"
Deniz, "Adalet sistemindeki asıl mesele şu: Çocuk suça karıştığında sistemin hedefi yalnızca "ceza vermek" olursa, çocuk çoğu zaman cezayı çeker ama içsel dönüşüm gerçekleşmez. Dönüşüm olmadan da risk bitmez. Bu nedenle dünyada çocuk adaletinde üzerinde durulan en güçlü yaklaşım: mümkün olan vakalarda yargı dışı yönlendirme, onarıcı adalet, mağdurun onarımı, psikososyal programlar ve toplum temelli izlem. Ancak burada önemli bir denge var: Ağır suçlarda elbette güvenliği önceleyen, uzun süreli ve sıkı kontrollü kapalı uygulamalar gerekebilir. Fakat bu kapalı uygulamalar bile salt "kapatıp bekleme" şeklinde olmamalı. Eğer bir çocuk kapalı kuruma giriyorsa, içeride mutlaka psikoterapi, psikoeğitim, öfke kontrolü, travma çalışmaları, eğitim devamlılığı, mesleki beceri kazandırma gibi yapılandırılmış rehabilitasyon programları yürümeli. Çünkü çocuğu sadece cezalandırıp aynı risk ortamına geri göndermek, toplumu da korumaz" cümlelerini kullandı. Deniz, toplum güvenliğinin yalnızca cezalandırmayla değil, çocuğun yeniden suça yönelme ihtimalini sistematik biçimde azaltacak politikalarla sağlanabileceğini vurgulayarak, bu nedenle "yumuşaklık" değil, akıllı, kanıta dayalı ve sonuç odaklı bir sertliğe ihtiyaç olduğunu ifade ederek, "Kapanışta belki de en temel cümle şu olmalı: Bir ülkede suç yaşı düşüyorsa, bu yalnızca güvenlik meselesi değildir; aynı zamanda bir gelecek meselesidir" dedi.
"ÇOCUKLUĞU KORUYAMAYAN TOPLUMLAR GELECEĞİ KORUYAMAZ"
Deniz son olarak" Çocukluğu koruyamayan toplumlar, geleceği koruyamaz. Her ağır olay elbette içimizi parçalar; kurbanın kaybı telafi edilemez. Ama aynı zamanda şunu da bilmek zorundayız: Çocuğu suça sürükleyen koşulları değiştirmediğimiz sürece, her cezadan sonra yeni bir haberle sarsılmaya devam ederiz. O yüzden gerçek çözüm; olay olduktan sonra yalnızca tepki vermek değil, olay olmadan önce çocukların hayatına güven, sınır, aidiyet ve destek inşa etmektir. Çünkü çocukların iyiye yönelmesi tesadüf değildir; iyi bir sistemin sonucudur" ifadelerini kullandı.
Kaynak: Bursada Bugün
Kemalpaşa Mahallesinde 21 Araçlık Otopark Hizmete Girdi
Büyükşehir'den bir çevreci ve ekonomik üretim daha
Bakanlık uyardı! Evinizde bu oyuncak varsa imha edin!
Bursa'da korku dolu dakikalar!
SPK başvurdu, savcılık harekete geçti: Bir internet sitesine haksız kazanç operasyonu!
Emekliler için en net rakamı verdi: Hesaplara yatacak tutar şaşırtacak!
Bumiad’dan Temel Muhasebe Ve Vergi Bilgisi Eğitimi
30 OCAK CUMA HUTBESİ
Trump'tan dikkat çeken Küba hamlesi! Yeni tarife sistemi geliyor
Artık o tövbeli! 'Bikinili fotoğraf yok'
Boğazın ünlü yalısı icradan satışa çıkarıldı
Kar sağanağı Bursa'yı da vuracak!
Piyasalarda deprem! Art arda rekorlar kırarken bir anda çakıldı...
Akılalmaz tavsiye az daha can alıyordu!
30 Ocak Cuma Bursa Hava Durumu