SON DAKİKA
Hava Durumu

BEN YORULDUM HAYAT…

Yazının Giriş Tarihi: 12.02.2026 17:20
Yazının Güncellenme Tarihi: 12.02.2026 18:26

Doğumla başlıyor hayat yürüyüşü. Bazen yollar çiçeklerle bazen dikenlerle eşlik ediyor insana. Koparıldığında toprağından en güzel kokuyu veren papatya ve dikeniyle canımızı acıtan gül misali...

İç içe geçmiş, gül yaprakları arasında kamufle olmuş hüzün ve neşe. Birisi içinde diğerini saklıyor; görmeni bekliyor, lakin mutlaka düşüyor hayatına gölgesi. Sanki yaşadığın mutluluğun, neşenin faturasını ödetiyor hüznüyle geçtiğin yollar sana. Güzel çiçeklerin kokusuna doğru meylediyorsun, hep neşeyi istiyor, ona koşuyorsun. Oysa hüzün karşında, kollarını açmış seni bekliyor hasretle.

Girmişsindir o bahçeye ve gelip geçmek olsa da amacın batırır dikenlerini, acıtır canını. Yandım, yanıldım dersin. Ama yaşamadan nereden bileceksin ki! Seni sen yapan yaşadıkların değil midir? İkisi de lazım sanki insana, ruhun demlenmesi, zihnin olgunlaşması için.

Eskidikçe beden, hayatın ritmini tutarsın. Müziğini çalıp, notasını yazarsın yaşadıklarının. Ve istemsizce atan kalbin, sana sormaz ve aniden durur. Ona komut veren beynin susar. Madde âlemdeki canlılığın sona erer ve inancın odur ki mana âleme geçersin. Yaşanmışlıklardan geriye resimler, anılar kalır sevdiklerinin, tanıyanların zihninde. Onlarda yaşarsın, ta ki en son hatırlayanın ve tanıyanın kalbi duruncaya kadar…

Her şey ait olduğu yerde hayat bulurken, hiç kimsenin de başına doğası gereği katlanamayacağı bir şey gelmezmiş…Böyle şeyler söylemiş bizden öncekiler. Ve çok güzel tespitlerde bulunmuşlar. Lakin insan, mahrum kalsa da başkalarından, en çok kendisine çare olamadığında yorulurmuş. Onlarda tecrübe etmiş, yaşamış ve bizim gibi yorulmuşlar. Bu nedenle, geçen zamanın arkasından nemli gözlerle bakarken “sözlerinizi sizi gerçekten dinleyenler için, sevginizi de sizi gerçekten sevenler için harcayın” demişler.

Peki kimdir ya da nedir bizi bu kadar yoran şeyler? Yorgunluğumuzun ana kaynağı hayata, olaylara, insanlara ve nesnelere yüklediğimiz anlam olabilir mi? Ve tam da bu durumla alakalı bir soru geliyor aklıma. İnsan, neden sırlarını bilen ve duygu dolu anlarına şahit olan en yakınlarına karşı nefret besler? Olaylara ve nesnelere yüklediği anlamı, geçmişini bilen kişilerden kaçırarak kendisiyle yüzleşmekten kaçınan benliğimiz, sevgiyle başlattığı bağlarını, bastırdığı utancın gölgesinde neden zehirler? Vazgeçmek katlanmaktan daha büyük bir güç gerektirdiği için mi katlanmayı seçerek kendini yormaya devam eder insan?

İster yolculuk de hayatına istersen savaş; değiştiremeyeceğin şeyleri kabulünde atıyorsun yorgunluğunu. Ama bu durumu kabullenmek için kuvvet, değiştirebileceğin şeyler için cesaret ve bu ikisini birbirinden ayırmak için de akıl gereklidir. Bu akıl ki; çok olan her şeyin sıkıntılı olduğunu, çok sevginin nankörlük getirdiğini, çok samimiyetin saygıyı azalttığını, çok iyiliğin suiistimal edildiğini, insanın dünyayla kurduğu ilişkide ÇOK’ ların sıkıntılı DENGE’ nin esas olduğunu bilir.

Stefan Zweig’ ın “dünyada bir şeyi yarım söylemek ya da yarım bırakmak kadar kötü bir şey yoktur. Çünkü eksik, tamdan daha fazla yer kaplar hayatımızda” sözü ne kadar da güzel tespit etmiş bizi. Çoklardan kaçıp dengeyi ararken, yaşamak için bir nedeni olmalı insanın. Bu neden bizi hayatta tutacak, sorunlarımızı yenmemiz için bize güç verecektir.

Tabi ki bizi sıkıntıya sokup yoran hadiseler kendiliğinden unutulmaz. Ahmet Hamdi Tanpınar “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” isimli eserinde “hadiseleri unutturan, tesirlerini hafifleten, varsa kabahatlerini affettiren daima öbür hadiselerdir” derken kişilere ve hadiselere yüklediğimiz anlamdan vazgeçmemizi mi istiyordu acaba? Lakin biliyoruz ki; insan insandan vazgeçmez. Yüklediği manadan vazgeçer. Ve bu yüzden insan insandan gider. Giderken sırtına yüklediği anlam çuvalı her an ağırlaşır ve yorar nazik bedenini.

Artık yoruldum… Bu çuvalı taşımaktan, gittiğim her yere götürmekten yoruldum. Hiç kimseyle yarış halinde değilim. Vazgeçiyor, bırakıyorum. Bahçıvan başına gül takmaz. Asaleti kendinde olanın da gösterişe ihtiyacı yoktur. Kendi halimde yaşayacağım ve kendi yolumdaki çiçekleri güzelleştireceğim. Başkalarının yolundan gitmekten, başkaları için adım atmaktan sıkıldım. Sözlerin tutulmamasından, gösterilmeyen sevgi ve saygıdan, samimiyetsiz samimiyetten, ehliyetsizlik ve liyakatsizlikten, insan olma yolculuğunu tamamlayamamış yarım canlıların hayatıma müdahalesinden yoruldum.

Kendi halindeliğin güzelliği içerisindeyim. Bu yalnızlığın verdiği huzuru yaşıyorum. Kimseden bir şey istemiyor, kimseye hiçbir şey vaat etmiyorum. Frida Kahlo’nun “Bir gün her şey yoluna girerse, umarım hevesim ve isteğim kalmış olur” dediği yerdeyim. Bu yer bir tükenmişlik durağı değil aslında, bir uyanış alanı. Bundan sonrası yalnızca kendi huzurum, kendi mutluluğum için bir yolculuk olacaktır.

Bu yolculukta benimle yürümek isteyen tüm dostları yanımda görmekten mutluluk duyacağımı ifade ediyor, afetsiz günler diliyorum…

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.