Yine bir bayram geldi. Kutlu olsun! Gelenektir bayramlarda misafir ağırlarız. Küçükler büyüklerin elini öpmeye giderler. Şekerle, tatlıyla, güler yüzle karşılanır, sevgi ve saygıyla uğurlanırlar.
Gelenler mutlu eder, şenlendirir gönlümüzü. Ama gelmeyenler, gelemeyenler de vardır. Hanemizde her daim yeri olan, bayramın en ağır misafirleridir onlar. Gelmeyerek, gelemeyerek kocaman boşluklar bırakırlar içimizde. Hanemizin baş köşesinde, baş koltuklar onlara ayrılmıştır.
Ancak her bayramda, evlerin baş köşesindeki bu koltukların kalbimize bıraktığı acı ve hüzün yine anımsanır. Uzaktan yakına doğru tek tek hafızamızı tazeler. Gelemeyecek olanların kalbimizdeki misafir koltukları zaman uzadıkça puslanır. Sisler arasında kaybolur. Bize, sadece tortusu kalır. Yeni olanın acısı artar, gözyaşları duyguların fiziki görüntüsüne dönüşür.
Ve bayram geleneğidir; misafir ağırlarken, artan boş koltukları saymak. Teselli arayışıdır, beyhude bir çabadır eski anılara sığınmak. Ama, insana yakışandır geçmişleri anmak, gelmeyecekleri hatırlamak. Boş koltukların ne kadar çoğaldığının farkına varıp faniliği kabul etmek, dünyayı anlamak. Kim bilir belki de en acı vereni, bir gün kendi koltuğumuzun da boşalacak olacağının bilincinde olmak…
Bayramlarda eskiye özlem duygusu artar. Bunun temel nedeni, gün geçtikçe artan boş koltukların ve içimizdeki boşlukların çoğalması olabilir mi acaba? Boş koltuklarımız gelemeyenlerle biriktiremeyeceğimiz anıların bir dinlenme yeri, demlenme yeri olabilir mi?
Velhasıl dostlar, bayramın en ağır misafiri olan; gelmeyecek olanların kalbimize bıraktığı o koca boşlukları misafir etmeye hazır mısınız? Ben hazırım, gelenlere ve gelmeyenlere. Gelenler sevinç ve neşe gelmeyenler yaşanmışlıkların kazancı olsun diyor, büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden öpüyor,
Mutlu bayramlar diliyorum…