Kadının biri kumsalda yürürken ayağı bir şeye takılmış. Kumların arasından çıkarttığı eski bir lambaymış ve lambayı kumlardan temizlemek için ovalarken lambadan bir cin çıkmış. Ve kadına; “Sadece bir dilek hakkın var, dile benden ne dilersen” demiş.
Kadın, hemen cebinden bir harita çıkartmış. Dünya haritasındaki Orta Doğu’yu işaret ederek “bu coğrafyada barışın egemen olmasını istiyorum” demiş.
Cin, kadının işaret ettiği haritaya bakmış, şaşkınlık ve endişe içerisinde “Tanrı aşkına kadın! Tamam, işimde iyiyim ama o kadar da değil! Bu ülkeler binlerce yıldır savaşıyorlar ve bu savaşları durdurabileceğimi sanmıyorum. En iyisi sen başka bir dilekte bulun!” demiş.
Kadın biraz düşünmüş ve “Bunca yaşıma kadar doğru erkeği bulamadım. Tahmin edeceğin üzere hem eğlenceli hem düşünceli olan, mutfakta ve ev işlerinde bana yardım edecek, anneme saygıda kusur etmeyecek, futbol maçı izlemeyecek ve sadık olacak bir erkek diliyorum” demiş. Cin, uzun uzun düşünmüş, derin bir iç çekmiş ve: Uzat şu kahrolası Haritayı! Demiş…
Şaka bir yana, binlerce yıldır devam eden kavgaların adresidir ORTA DOĞU!
Ve çağımızda bu kavga daha güçlü silahlarla, daha çok sivilin öldüğü bir formata bürünerek devam ediyor.
Günümüz muktedirleri emperyalist amaçlarını dinle soslamış, inançla yüklemiş ve devlet terörüne evirmiştir. Ve bu terör hastalığının adı da bugün ABD/İSRAİL olmuştur.
Öyle bir salgın ki on yıllardır dünyaya mikrop saçmaya devam ediyor. Hani, insan hakları, demokrasi, dünyanın güvenliği diyerek sağa sola saldırıyor ya! İşte bu mikrobun, II. Dünya Savaşı'ndan bu yana bombaladığı ülkelerin listesine, saldırı karnesine bir göz atalım isterseniz.
- 6 ve 9 Ağustos 1945 Japonya’ da Nagazaki ve Hiroşima kentlerine atom bombası. - 1950–1953 (Kore Savaşı) Kore ve Çin. - 1954, 1960, 1967–1969 Guatemala. - 1958 Endonezya. - 1959–1961 Küba. - Kongo: 1964 - Laos: 1964–1973 - Vietnam: 1961–1973 - Kamboçya: 1969–1970 - Grenada: 1983 - Lübnan: 1983, 1984 - Libya: 1986, 2011, 2015 - El Salvador: 1980 - Nikaragua: 1980 - İran: 1987, 2025 - Panama: 1989 - Irak: 1991 (Körfez Savaşı), 1991–2003 (ABD ve İngiliz saldırıları), 2003–2015 - Kuveyt: 1991 - Somali: 1993, 2007–2008, 2011 - Bosna: 1994, 1995 - Sudan: 1998 - Afganistan: 1998, 2001–2015 - Yugoslavya: 1999 - Yemen: 2002, 2009, 2011,2024-2025 - Pakistan: 2007–2015 - Suriye: 2014–2015 Ve şu anda da İRAN…
Onlarca ülkeye saldıran ve bulaşan bu virüsün dünya için ne kadar büyük bir tehdit olduğunu görüyoruz ama bugüne kadar batı dünyası Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı hiç öfke göstermedi. Hiç kınamadı ve ABD bu saldırıları nedeniyle hiçbir şekilde yaptırımla karşı karşıya kalmadı. Maalesef şu ana kadar sahildeki lambayı bulan ve içindeki Cin’ den dilekte bulunan kimse çıkmadı!
Birleşmiş Milletler örneğinde olduğu üzere, uluslararası toplum kuruluşlarından hiç birisinin sesi çıkmadı. Bundan cesaret ve güç alan bu mütecaviz sarhoş, haydut misali eylemlerine ara vermeden devam ediyor. Dünya korkak, utanmaz ve ikiyüzlü olmuş. Kadim inançların öğretileri ayaklar altına alınmış, insanlık onuru ve küresel vicdan tatile çıkmış!
İspanya örneğinde olduğu üzere onurlu bir karşı duruş, Çin ve Rusya’ nın söylemleri ile Türkiye’ nin izlediği barış yanlısı duruş dışında kayda değer, insani bir tutum küresel pazarda kendisine yer bulamadı.
Amerikan emperyalizmi ve ortağı İsrail bugün İran' a çöktü. Yumurta içten kırılırsa yaşam dıştan kırılırsa ölüm demektir. Yumurtanın dışarıdan gelen müdahale ile kırıldığı devletlerin bugünkü perişanlıklarını görüyoruz. Ancak İran halkı çürük yumurta çıkmadı, kırılmadı. Bu nedenle başarılı olamayacaklar! İran halkının bu çöküşe gösterdiği direnç takdire şayandır. Devamını bekliyor, umuyor ve İran’ daki değişim / dönüşümün iç dinamiklerle oluşmasını diliyoruz.
Biliyoruz ki halkını arkasına almayan bir yönetimin ordusu cephede kazanamaz. Ordusu disiplinli ve vatansever olmayan bir ülke var olamaz veya devlet olarak kalamaz. Bildiğimiz bir şey daha var ki; halka, demokrasiye dayanmayıp güvenmeyen, dünya gerçeklerine kendi penceresinden bakmayan, bu çerçevede kendisini evirmeyen yönetimler yıkılmaya, dökülmeye ve bükülmeye mahkumdur.
Sözün özü, ABD/İSRAİL kendisine yakışanı yapıyor. Bunlardan başka ülke insanlarının hakkını, hukukunu düşünmesini beklemek, bu ülkelere demokrasiyi getirdiğini, insan haklarını egemen kılmaya çalıştığını düşünmek safdillik olur.
Bu emperyalist amaca yenilmemek için, kalıcı devlet olabilmek için dünyada olan bitene ülkemizin çıkarları penceresinden bakmaktan başka çare yoktur diye düşünmekteyim. Devletler arasındaki ilişkilere, sürekli dostluk ya da düşmanlık kılavuz değildir. Karşılıklı çıkarlar en önemli iletişim aracıdır. Dünyayı anlamak ve var olabilmek için dünün dersleri ile bugünün gerçekleri göz önünde bulundurulmalıdır. Bu anlamdaki duygusallık yanılsamadır ve hayatın gerçekleri duyguyu büker. Bükülmek istemeyen toplumlar, iç dinamiklerini gerçeğe bakan pencerelerden edindiği olgularla örmelidir.
Bugünkü Amerika, örgütlü kötülüğün ele geçirdiği hoyrat ve kontrolsüz bir güçtür. Ancak geçmişi ve bugünü insan hakları ihlalleri ve küresel saldırganlıkla dolu olan ABD ve küçük ortağı İSRAİL, insanlık vicdanında kaybedenler kulübüne kayıtlarını yaptırmış, küresel haydut olarak fişlenmişlerdir.
“Kan kokusu almış bir köpekbalığından daha tehlikelisi, petrol kokusu almış Amerikan emperyalizmidir” diyerek çağımızın tehlikesini işaret eden George Bernard Shaw’a ve “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” sözünde ifadesini bulan olguya selam olsun.
Bu olgu savaş özelinde bütün afetlerde direnç geliştirme kapasitemizin altında yatan gerçeklerin senaryosudur. Bu senaryoyu çağın gerçeklerine uygun hale getirmeyen, sahilde bulduğu lambadan çıkacak cin’ i ve bu cin’ in dileklerini yerine getirmesini bekleyen toplumlar maddi ve manevi zarara açık toplumlar olduğu gibi bağımsızlıklarını da kaybeden toplumlar olacaktır.
Afetsiz günler dileğiyle…