Bugünkü yazının başlığı biraz felsefik ve derin oldu sanırım... Başlık öyle olunca biraz açıklamayla devam edelim. Felsefede “varlık var mıdır?” sorusu ilk ve en temel sorudur. Bu soruya tarih boyunca düşünürler iki türlü cevap vermiştir. Kimisi “varlık vardır” derken kimisi de “varlık yoktur” demiştir. Peki, var ya da yok olarak düşünülen “varlık” nedir o halde? Bunun cevabı da düşünürlere göre değişiklik göstermiştir. Ama kaba ve kısaca varlığı, sınırları belli olan nesne ya da kavram olarak tanımlayabiliriz. Yani varlık “oluş”tur ve sürekli değişim ve akış içerisinde dönüşür.
Bu yazının kısıtlı imkanları gereği sadece insan denilen varlığa yönelik bir konuya temas edeceğim. Ve insan denilen varlığın var olduğundan beridir birlikte yaşadığı karşı cinsiyle olan ilişkisini temellendirmeye çalışacağım. Konuyu daha fazla uzatmadan özelleştirerek sadede geleyim.
Uzmanlar, sağlıklı bir ilişkide temel sorunun “sana nasıl zarar vermem?” şeklinde olması gerektiğini söylüyor. Tabi ki sağlıksız diye tarif edilen olumsuz ilişkinin sorusunu da ekliyorlar: “Gitmemesini nasıl sağlarım?”
Yaşadığımız ilişkilerin temelinde bu iki sorunun açılımı yatıyor. Ve bu ilişkilerin içeriği de “hayatınızda önem verdiğiniz insanların sizi kaybetmekten korkması, sizi sevdiği anlamına gelmez” mottosuyla açıklanıyor. Aslında, birisinin hayatında yarattığın duygusal düzenlemeyi sevdiğini, duygularını düzenleyen bir mekanizma görevi gördüğünü ve bu nedenle seni incitmemekten çok kaybetmemeyi arzuladığını biliyor muydunuz?
Belki de çoğumuz bunu hissederiz. Yani biliriz öyle olduğunu. Ama nedense bir çoğumuz bu yanılsamayı kendimize itiraf etmeden, gün yüzüne çıkartmadan, eskilerimize tutunarak mevcut yaşantımıza devam ederiz. Yani… Birisi size ihtiyaç duyuyorsa, değer verdiği anlamına gelmiyor. Siz kendinizi seviliyor zannederken karşıdaki için bir ihtiyaç işlevi gören nesneden başkası olmayabiliyorsunuz.
Oysa gerçek sevgi; varlığının fark edilip, ayrı bir birey olarak kabul edilmenle kendisini belli eder. Seni bir “duygu kaynağı” olarak gören zihniyet için incinmenden çok, ne olursa olsun hayatında kalman önem arz eder. Çünkü sen gittiğinde yalnızlık, değersizlik ya da boşluk duygularıyla baş başa kalacaktır.
İnsan, kapısını aralayıp hayatında yer açtığı kişinin duygularını, hayallerini, beklentilerini, korku ve sevinçleriyle alışkanlıklarını da alır içeri. Hanene aldığın ise sadece bir insan değildir! Hayatını şekillendirecek, değiştirip-dönüştürecek ve kurgulayacak bir varlığa merhaba dersin. Bu varlığın sesi, nefesi, susuşu, gülüşü, bakışı, duruşu ve dokunuşu bir parçan, istemsizce içine düştüğün, derin, büyük bir kuyu haline gelir. Ve bu kuyuda artık, içinde bulunduğun geminin yelkenini şişiren tek şeydir onun nefesi...
Yatarken aklındaki, uyandığında ilk aklına gelendir. Gördüğün güzel bir manzarayı paylaşmak istediğin, yağmur yağdığında, şimşek çaktığında sığındığın gölgedir. Kötü bir haberde, korkularında seni rahatlatacak ilk ve tek kişidir o! Her hayalde, en güzel kokuda, her şeyde ve her yerde o!
Varlık vardır dedik ya! Belki de asıl mesele, birinin hayatında vazgeçilmez olmak değil; onun hayatında özgürce var olabilmektir. Çünkü sevgi, birini kendine mecbur bırakmak değil, onun varlığını olduğu gibi kabul edebilmektir. Seni kaybetmekten korktuğu için yanında tutmaya çalışanla, seni incitmemek için özen gösteren arasındaki fark da burada ortaya çıkar. Birisi varlığını kendi nefsi için isterken, diğeri seni var olduğun gibi kabul edip, varlığının çoşkusuyla sever.
Her insan hayatının bir döneminde mutlaka muhasebe yapar. Ve bir gün geriye dönüp baktığında, sana ne kadar ihtiyaç duyulduğunu değil, ne kadar değer gördüğünü hatırlarsın. Çünkü gerçek sevgi; eksikliklerini dolduracak birini aramak değil, bir başkasının varlığına saygı duyabilmektir. Ve insan ancak o zaman anlar ki; sevilmek, birinin hayatına demir atıp kalmak değil, o hayatın içinde kendin olarak var olabilmektir.
İnsanoğlunun arz kabuğu üzerindeki var oluş mücadelesinin en belirgin görüntüsü imar ettiği maddesel şeyler değildir. Medeniyetler sadece büyük yapılar, geliştirdigimiz teknoloji veya milyonlarca insanın bir arada yaşadığı metropoller değildir. Medeniyet; insan denilen canlının kendi tabiatına uygun yaşamı yaşayabileceği doğal ortamların var olduğu mekanların temelidir, ruhudur...
Sevgi: İnsanların birbirine 'beni bırakma' diye tutunması değil; 'sana nasıl zarar vermeyeyim' diye özen göstermesidir. Medeniyet ise sevginin doğal ortamında, samimi kalplerde açan çiçektir.
Varlığınızın gizli yankısına kulağınız açık yolculuğunuzda, çiçek yürekli insanlara çıksın yolunuz diyor, sevgi ve esenlikler diliyor, saygılar sunuyorum...