SON DAKİKA
Hava Durumu

ÇUKUROVA: SAZDAN SÖZE, SÖZDEN KALEME UZANAN DAMAR

Yazının Giriş Tarihi: 06.01.2026 09:35
Yazının Güncellenme Tarihi: 06.01.2026 09:36

Çukurova coğrafyası ki, salt bereketli topraklarıyla değil, sözün kavıyla, ateşiyle de bilinir. Bu gelenek önce âşıkların sazında ve sözünde su bulmuş; sonra köy odalarında, yayla yollarında yol bulmuş, en son roman sayfalarında çağdaş edebiyata kadar akmış bir ırmaktır.

Bu uzun akış, Karacaoğlan’dan Dadaloğlu’na, Yaşar Kemal’lerden Orhan Kemal’lere kadar uzanır. Öyle ki aynı toprak, aynı rüzgar ama her dönemde farklı bir toplum ve farklı bir bilinç temsil edilmiştir.

Karacaoğlan, tüm Çukurova âşık geleneğinin kilit taşıdır. Onun sözünde sevda vardır, güzellik vardır; dağların gölgesi, kekik kokusu, yaylaların rüzgarı vardır. Dünyası açık seçiktir; tabiat ile iç içedir. Aşk konuşur, doğa konuşur; ele dişe gelir, yüreğe dokunur.

Sonra bir fırtına kopar dağlarda: Dadaloğlu. “Ferman padişahın, dağlar bizimdir hey!” Avşar boylarının ezim ezim ezildiği zamanlarda davranır, ne sazını ne sözünü geri koyar. Bu yüzden Dadaloğlu’nun sazı da sözü de sert, öfkeli ve asidir.

Masallardan, sözlü gelenekten doğup kalemde ete kemiğe bürünen bir başka büyük damar ise Yaşar Kemal’dir. 20. yüzyıla gelindiğinde halk, sermaye–ağa–devlet üçgeni içinde sıkışmıştır. İşte bu sıkışmayı romanın içine taşıyan, ona epik bir soluk kazandıran isimdir Yaşar Kemal.

Köy meydanlarında anlatılan hikâyeleri, efsaneleri, masalları, Çukurova ağzını alır; geniş, modern, epik bir roman yapısına dönüştürür. İnce Memed bunun zirvesidir.

Memed de tıpkı Dadaloğlu gibi baskıya ve zulme isyan eder. Çukurova yine özgürlüğün mekânıdır, ağalar ise yeni iktidarların yüzü olur. Yaşar Kemal, betimlemelerinde doğaya duyduğu sevgiyi, anlatısında bağrında taşıdığı başkaldırı geleneğiyle birleştirir.

Yaşar Kemal’in bu epik damarına karşılık, Orhan Kemal aynı topraklarda emek, sınıf ve geçim mücadelesini nakşeder. O destanı değil, gerçek hayatı yazar; ne de olsa Nazım Hikmet’in koğuş arkadaşıdır. İşçiyi, marabayı, ırgatı, şehirlerde tutunmaya çalışan köylüyü anlatır. Onun romanında “dağlar” yoktur; şehrin içinde hayata tutunma vardır. Sertliği, isyanı, kahramanlığı değil; gündelik direnişi anlatır.

Velhasıl kelam:
Aynı toprak,
aynı güneş,
aynı rüzgar…
Fakat her yüzyıl başka bir sınav, başka bir dünya, başka bir kavga.


İşte Çukurova’nın edebî geleneği, tüm bu sınavların ortak belleğidir.

Çukurova'nın türküsü hiç susmadı, söz değişti ama rüzgar aynı rüzgar…

Kurtuluşun daim olsun Çukurovam… (3 Ocak 1922: Mersin’in kurtuluşu;
5 Ocak 1922: Adana’nın kurtuluşu)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.