SON DAKİKA
Hava Durumu

PUSULAYI HEDEF YAPMAK: EĞİTİMDE NİCELİK KISKACI

Yazının Giriş Tarihi: 14.06.2026 20:45
Yazının Güncellenme Tarihi: 14.06.2026 20:47

Bu çağ hemen her alanda nitelikten çok niceliğin önemsendiği ve maddi-manevi her durumun rakamlarla değerlendirildiği bir dönem: En mutlu şehirleri anketlerle; arkadaşlarımızı ve sosyal çevremizi takipçi ve beğenilerimizi like sayılarıyla, sağlık veya hastalık durumumuzu test sonuçlarıyla; başarımızı puanlarla; eğitimimizi sınavlarla ölçüyoruz. Bu eğilimimizin insanlığı teknik alanda geliştirmesi göz ardı edilemeyecek bir gerçektir. Ancak ölçebildiğimiz şeyleri önemli ve öncelikli kılıp, ölçemediklerimizi değersizleştirmemiz insanlık için ciddi bir yanlış değil midir?

Eğitim-öğretim yılının sonuna gelirken ulusal sınav adayı iki çocuğun annesi olarak, süreç içinde beynimi kemiren bir düşünceydi bu: Dört yıl boyunca hemen her sabah uyanıp okula giden; zaman zaman başarısız olsa bile ayağa kalkıp yoluna devam eden; arkadaşlığı, dostluğu, sevmeyi, sevilmeyi, kavgayı, acıyı, sızıyı, kaybetmeyi ve kazanmayı öğrenen; kitaplar okuyup sorular soran; merak eden; büyüyen ve gelişen bir çocuğun tüm bu hikayesi birkaç saate sıkıştırılan bir sınavla nasıl değerlendirilebilir ki? Değerlendirilemiyorsa eğer, alınan puan ne kadar önemli olabilir?

Mesela düşküne el uzatanın vicdanı kaç puan eder? Meraklarını, yaratıcılığını hangi testle ölçüp kaç puan verelim? Peki ya henüz hemşehrilikten koparamadığımız için din, dil, ırk, cins gözetmeyen tertemiz çocukların yürekleri 100 olur mu karnesinde? Hangi istatistik gösterebilir öğretmenin öğrencisinde uyandırdığı öğrenme sevgisini?

Cevaplarını bulamayacağımız bu ölçülemeyen sorulardır aslında birçok başarının kaynağı. Çünkü insan hayatının en önemli unsurlarının ciddi bir kısmı sayıya indirgenemez, dönemin kriterleri ile değerlendirilemez. Okulda hiçbir şey öğrenemez denilen öğrencinin Einstein’a; hayal gücü beğenilmediğinden gazeteden kovulan kişinin Walt Disney’e; performansı hocaları tarafından beğenilmeyen adamın Tolstoy’a; iki ayrı fakülte eğitiminde başarısız olup sonrasında bilim dünyasını derinden sarsan kişinin Darwin’e dönüşmesi gibi örnekler çoğaltılabilir.

Eğitimde her şey veriler şeklinde rakamlarla ifade edilince öğrenmek için sınava girilmez, sınav için öğrenilir; bilgi yerine puan üretilir. Sınavlarda tek doğru cevaba karşı hayatta bir durumun farklı bir çok çözümü vardır oysa. Yaratıcılık risk alma ve zaman kaybı olarak anlaşılır. Yenilikçi insan yerine başarıya odaklı uyumlu öğrencidir arzulanan. Konuşmaya başlar başlamaz doğumu, ölümü, doğayı, canlıyı-cansızı, Tanrıyı sorgulayan çocuk, her şeyin puanlandığı bu eğitim ortamında anlamaktan çok beklenen doğru cevabı vermeye çalışır. Oysa insanlık kaybettirdiğimiz o sorularla gelişmiştir. Soru sormak yerine hata yapmamaya çalışır oysa bilim yapılmış hatalarla tarih yazmıştır.

Başarı ölçülebilir hale geldiğinde kıyas beklenen bir sonuçtur: Öğrenciler, öğretmenler, okullar ve aileler birbirleri ile karşılaştırılır. Böylece eğitimin her basamağındaki kişiler puanları ile etiketlenip ona göre kimlik kazanır: Sınıfın birincisi olan öğrenci, şu okulda çalışan öğretmen, sosyal medyada sadece başarıları paylaşan aileler, bir sonraki aşamada sınavı kazandıran okullar… Ancak ne öğrencinin ya da ailesinin ne de öğretmenin ya da okulun sahip olduğu maddi-manevi şartların neler olduğu önemli değildir. Hedef aynı olsa da hedefe giden yollar birbirlerinden oldukça farklıdır.

Amerikalı yazar Zig Ziglar’ın "Para size ancak bir yatak alabilir, iyi bir uyku değil; bir ev alabilir, bir yuva değil; bir arkadaş alabilir, bir dost değil." der. Benzer biçimde insan hayatındaki “Dostluk, Vicdan, Karakter, Hayal Gücü, Bilgelik, Cesaret” gibi en değerli yönler de rakamlarla ölçülemez, kaybedildiğinde ise yeniden elde edilemez.

Hatamız eğitimde sınavları, notları kullanmak değildir, pusula olması gereken bu araçların hedef haline gelmesidir. Yanlışımız ölçmek değil ölçülemeyen şeyleri değersiz kabul etmemizdir. Eğitim sürecinin sonunda doğru cevaplarımızın artması başarı sayılabilir. Ancak bu süreç merakı baskılıyorsa, yaratıcılığı köreltiyorsa ve çocuğu puanlara indirgiyorsa amacından bir hayli uzaklaşmış demektir.

Şimdi kültür merkezi ve üniversite olan ancak 1901’de Bengal’de “Barış Yurdu” anlamındaki okulu kuran Rabindranath Tagore “En yüksek eğitim, bize yalnızca bilgi veren değil, yaşamı bütün varoluşla uyumlu hale getirendir.” der.

Sevgi’yle kalın…

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.